Mahzun Bakışlı Melek

Zeugma Mozaik Müzesi’ni gezerken rastladım bu güzelliğe. “Çingene Kızı” olarak ünlenen bu mozaik, bakışları ve gözlerindeki ifadeden dolayı çok benimsenmiş ve Gaziantep’in sembolü haline gelmiş. Şehir merkezinde gezerken her yerde bu mozaiğin resimlerini görmeniz mümkün; reklam panolarında, dergilerde, kartpostallarda ve hatta herhangi bir lokantanın camında.

Yapılan kazı çalışmaları sonucunda, mozağin yüz ifadesinin bir kısmına ulaşılabilmiş. Diğer kısımlar ise define avcıları tarafından çalınmış. Bu parça ise tesadüfen üzerine düşmüş olan bir sütun sayesinde kurtulabilmiş.

Defineciler tarafından çalınan diğer parçalar ise ABD’nin Bowling Green Üniversitesine götürülmüş. Yakın zamanda da Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından mozağin diğer parçaları için iade istenmiş. Sonuç çıkar mı bilemiyoruz.

Büyük ihtimalle bir ağacın altında oturan, yanında bir veya iki figürün daha bulunduğu bir Mainad’ın baş kısmı olsa gerek. Hemen açıklayalım, Mainad; tanrı etkisiyle kendinden geçip doğaya koşan, tanrıyla bir olan kimselerdir. Daha çok kadınlar arasından çıkarlarmış ki; mitolojide de kadına daima tanrısal bir sıfat atfedilmiştir.

Kabarık saçları alnının üzerinde ikiye ayrılmış ve arkadan bir eşarp ile bağlanmış. Elmacık kemikleri hafifçe belirgin ve dolgun yüzlü. İri gözlerinde mahzun ve anlamlı bir ifade var. Kulaklarında iç içe geçmiş küpeler görülüyor. Tam bir çingene kızı portresi değil mi ?

Reklamlar

Globus Mundi

“Globus Mundi” dünya küresi anlamına gelmektedir. Elinde tutan kişinin dünyanın mutlak lideri ve hakimi olduğunu gösterir. Çeşitli liderlerin portrelerinde ve Iesvs Christvs portrelerinde görmek mümkündür. Otorite ve güç sembolü olsa da içinde ökült anlamlar da barındırır. Globus günümüzde neredeyse her platformda sıkça kullanılan “globalizm” sözcüğünün de kökenidir.

Leonardo da Vinci’nin Hazreti İsa’yı resmettiği “Salvator Mundi” (Dünyanın Kurtarıcısı) tablosunda Globus Mundi’yi görebiliriz. Tabloda İsa Peygamber bir eli havada, diğer elinde ise cam bir küre tutarken tasvir ediliyor.

Salvator Mundi

Bir başka Globus Mundi örneğini Ayasofya müzesindeki melek Cebrail tasvirinde görüyoruz. Melek Cebrail elinde Globus Mundi’yi tutmakta ve sembolik olarak dünyanın hükümdarlığını imparatora vermektedir. Bu açıdan bakıldığında aslında globalizm dünyaya hükmetmekle alakalıdır. Bu sebeple Ayasofya ilginç bir şekilde, küresel güçlerin hayali olan “dünyaya hükmetme” erkinin sembolünü, yüzyıllar ötesinden taşımaktadır.

“Globus Mundi” yazısını okumaya devam et

Yıkık Minare

Mevsim yaz,

Bir pazar sabahı, havada göz alıcı bol güneş ışıkları ve kuru ot kokuları hakim. Ve bir de bisikletimin erimiş lastiğinden çıkan o gıcık ses. Neyse, keyfim yerinde. Bugün, uzun süredir yapmadığım bir şeyi yapıyorum; rastgele bisikletimle bilmediğim yerlere gidiyorum. Bunu çok az yaparım. Genellikle gideceğim yerler hakkında bilgi sahibi olurum. Ama bu farklı; tamamen doğaçlama bir günübirlik bisiklet gezisi.

İzmir’in zamanında doğallığını koruyan, şimdilerde ise betondan binalara teslim olmuş bir ilçesinde, Menderes’te yaşıyorum. Burası İzmir merkeze ne yakın, ne de uzak denecek bir yerde. O yüzden çokta kalabalık değildir. Özellikle sahil rotasında olduğu için, yazları tatilcilerin şöyle bir geçtiği yerdir kendisi. Kış ayında ise öksüzlere oynar. Aslına bakarsanız her zaman ilgi merkezi olacak bir yer, tabi geçmişini görebilse. Evet, Menderes’in geçmişi tarih sahnesinde bir hayli kabarıktır. Bunu da, doğaçlama bir tur yaparken karşınıza ansızın çıkagelen bir minareden görebiliyorsunuz.

IMG_20180627_164428

IMG_20180627_164241

Burası yöre insanın ağzında “Yıkık Minare” olarak dolanır gelir. Belli ki bir zamanlar tanrısı ile baş başa kalmak isteyen insanların beş vakit uğradığı bir caminin minaresi idi. Ama şimdi sadece bir tuğla yığını gibi duruyor. Bilen bilir; minare inşası ustalık isteyen bir iştir. İşin içine statik, dinamik, mukavemet ve tabii ki de sanat giriyor. Hâl böyle olunca, bu minareyi bir tuğla yığını olarak görmek ancak cahilliğimize gelecektir.  Peki nedir bu minarenin mazisi bir bakalım. “I.Çelebi Mehmet, Cüneyt Beyi ortadan kaldırmak istediği sıralarda, Cüneyt Bey adını unutturmak için; Menderes in güneyinde, bugün harabe olan ve yıkık minaresi olan camiyi 14. Yüzyılda yaptırmış ve Bu bölgenin adını Cuma Tesmiye koymuştur.”

“Yıkık Minare” yazısını okumaya devam et

Tarihin Bağrı : Çayönü Yerleşkesi

İnsanlık tarihinin başlangıcı hep merak konusu olmuştur. İlk insanın kafa yapısı, boyu, vücut hatları ve evrimsel süreci birkaç bilimsel verinin yanı sıra biraz da hayal edilerek tasvir edilmiştir. Bunların yanında giysileri, kullandıkları el aletleri, yedikleri yiyecekleri ve daha bir çoğu yapılan arkeolojik kazılar sonucunda bulunmuş ve gün yüzüne çıkartılmıştır. Bunların hepsinin elbette bir başlangıç noktası olacaktır değil mi? İlk buğdayın ekildiği, çekicin icadının yapıldığı, çanak ve çömleğin kullanıldığı yerleşim yerinden, Çayönünden bahsediyoruz. Evet, yanlış duymadınız, insanlık tarihinde ilk yerleşim yeri olduğu varsayılan ve buğdayın atasının bulunduğu çağlar öncesi bu yer Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde bulunuyor.

Ergani ilçesine 6 km uzaklıkta bulunan Çayönü yerleşkesinin bizlerden gizlediklerini gün yüzüne çıkartmak için tam 28 yıl boyunca arkeolojik kazı çalışmaları devam etmiş. 1964 yılında başlatılan kazı çalışmaları 1992 yılında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki terör olayları nedeniyle de tam sonuca varılmadan maalesef sonlandırılmış.

“Tarihin Bağrı : Çayönü Yerleşkesi” yazısını okumaya devam et

Mistik Diyar: Güneydoğu


Anadolu’nun her an değişen mistik havası, her adım başında bir başka yanını, bir başka güzelliğini sunar size. Alışık olduğumuz beton çirkinliğinden olabildiğince uzak ve saftır. Özellikle mevsim ilkbaharsa; her rengi, her rengin değişen tonlarını, suyun mavisini, yeşilin canlılığını görmeniz kaçınılmaz bir olaydır.

SAM_4669
Elazığ, Sivrice

Gelin şimdi yeni sulara, yeni diyarlara ulaşmak için yollara düşelim. Yepyeni duygularla varlığımıza işleyen misafirperverliğimizi görelim. Tarih ve doğa ile harmanlanmış Güneydoğu’ya, Mezopotamya’ya doğru pedal çevirelim.

“Mistik Diyar: Güneydoğu” yazısını okumaya devam et

Taş rölyefin gizemi!

Tam bir sene önceydi. Harput Kalesinin karşı sırtını ağaçlandırma adına kepçe ile çukur kazıyorlardı. Kepçe büyük bir taşa takılmıştı…? Taşın ucu çıktığında üzerindeki rölyefler görüldü. Toprağından arındırdıklarında şok olmuşlardı. Devasa taş inanılmaz panolarla kaplıydı. İşçiler hemen müze müdürlüğünü arayıp tarihi bir taş bulduklarını söylediler. Müze müdürlüğünden gelen arkeologlar taşın bulunduğu alanı kapatarak incelemeye başladı. Taşın olası diğer parçaları arandı. Ne o parçalar bulunabildi, ne de sahibi olduğu uygarlık. Taş bilinmeyen bir kültüre aitti!

Müze ekipleri, yüksekliği 2 metre 72 santimetre, genişliği de 2 metre 25 santimetre olan ve 5 parçaya bölünmüş halde bulunan kabartma üzerinde restorasyon ve inceleme çalışması başlattı.

5

Kabartmanın tam olarak hangi döneme ait olduğu bilinmiyordu ve hem Geç Hitit hem de Assur betimlemeleri taşıdığı söyleniyordu. Acaba hangi uygarlığa ait olabilirdi? Hadi gelin gizem dolu bu rölyefi beraber inceleyelim!

“Taş rölyefin gizemi!” yazısını okumaya devam et

Bereketli Topraklara Yolculuk

Alın beni bırakın o vadiye
Belki yüzyıllarca yaşarım
Şu bizim Külebi ne oldu diye
İsterse sormasın ahbaplarım

Sesler seslere karıştı mı artık, yollara düşme zamanının geldiği, yeni suların, yeni yeşillerin, yeni bozkırların bizi beklediği anlaşılıyordu. Bir kere yola düştü mü insan, sonunda bir yeni incelikle, bir değişik duyguyla karşı kaşıya geliyordu. Birinden kurtulmadan bir yenisiyle karşılaşması önce biraz şaşkınlık yaratıyor, sonra yavaş yavaş bedeni baştan aşağı sarıyordu.

20160521_092457

Tarlalar yavaşça dalgalanırken, rüzgarın sessizliği uzayıp giden vadiyi dolduruyor, sararmış başaklar zarif hareketlerle dans ediyordu. Gökyüzünde parlayan güneşe, yer yüzündeki bereketli toprağa gün kısa geliyordu. Saptan samandan ayrılmış buğday tanelerinin serüveni bitmek bilmiyordu. Rüzgarla her biri bir başka uçuşuyordu etrafta.

“Bereketli Topraklara Yolculuk” yazısını okumaya devam et