51°C sıcaklık, karpuz ve peynir

Sarı yapraklar, yerlere dolmuş
Yine başka, rüzgâr esiyor
Ağaçlar üzgün, yapraklar solmuş
Hava çok sıcak, nefes kesiyor

Ağaçların tozlu yapraklarını, kayalar üzerinde durup soluyan kertenkeleleri, sıcak havada ufuktaki yolun ıslak gibi gözükmesini, yol kenarında ki ayakkabı leşlerini seyretmenin ruha ne kadar çabuk bıkkınlık verdiğini tecrübelerimle bilirim.

SAM_0716

Doğu Anadolu Bölgesini batıya bağlayan yolların kavşak noktasında olan Elazığ, geçit vermez dağları ve bitmek bilmez ovaları ile tecrübelerimi test ediyordu. Bu coğrafyada, gölgeleri mor ve keskin yapan Afrika güneşi eşliğinde bırakın bisiklet sürmeyi nefes almakta bile güçlük çekiyorsunuz.

SAM_0595

Nefes kesen bir sıcaklığın ortasında kalan Baskil’de pedal çeviriyordum. Sert kışların ve kurak yazların oluşturduğu Baskil tarıma elverişli bir yer değil fakat iki yamaç arasında derelerle beslenen vadiler sebze ve meyve yetiştirmeye olanak sağlıyor.  Eski Yunan Mitolojisinde “Altın Elma” efsanesi ile bilinen kayısı, bu topraklarda yetişen mucize meyvelerden sadece birisi.

Bozkırın sarı sıcağında tuhaf bir bıkkınlık sarmıştı içimi. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Güneş, verdiği sıcak ile etrafı kavuruyordu. Yüzümden akan şapır şapır damlacıklar gözlerimi yakıyordu. Sıcağın verdiği yorgunluk ile ellerim terliyor, dudaklarım çatlıyor ve ağzımda ki tatsız kuruluk yüzümü buruşturuyordu. Ara sıra dağlardan esen cılız bir rüzgar yanmış tenimi okşayarak, beni rahatlatıyordu.

SAM_0608Yanıma daha fazla su almadığım için kendime kızıyor, sinirleniyordum. Daha fazla pedal basacak gücüm kalmamıştı. Alabildiğine yoksun ve takatsiz kalmıştım. Önüme ansızın çıkacak bir çeşme, beni dünyanın en mutlu insanı yapacaktı. Ama etrafta ne bir su oluğu vardı ne de bir çeşme.

Bu işkenceye daha fazla dayanamayan bacaklarım artık yorulmuştu. Bisikletimden yavaşça inerek, yolun ortasına yığılıverdim. Pişmanlığımın zirvesini yaşıyordum. Her nedense kafamın içerisinde Freddie Mercury’nin “Is this the real life?” dediğini işitebiliyordum. Bir yandan kendi kendime küfür ediyor, bir yandan ne yapacağımı düşünüyordum. Sadece bir damla su, dudaklarımda ki tükenmeyen kuruluğa merhem olacaktı. Sadece bir damla su!

SAM_0604

Önümde iki seçenek vardı. Ya çeşme bulasıya kadar yoluma devam edecektim, ya da ufuktan gelebilecek herhangi bir arabayı gözlüyor olacaktım. Boğazımdaki kuruluğun verdiği acı, daha fazla pedal çevirmeme razı değildi. Elbette ufukta bir araba görünecekti. Oda ne! Tozu dumana katarak bana doğru gelen bir araba görüyordum. İnanamıyordum! Kafamın içerisinde “Is this just fantasy?” sorusu Fred’e cevap olarak patlayacaktı.  Bu kadar hızlı gerçekleşeceğini bilseydim; bir kova dolusu buzlu kola ile ranch soslu hamburger isterdim.

SAM_0492

Yorgun bedenimi tozlu topraktan yavaşça doğrulttum. Tükenmiş bacaklarım beni zar zor taşıyordu. Her adım attığımda hafif bir titreme geliyor, düşecek gibi oluyordum. Yerden güçlükle kaldırdığım bisikletimi yol kenarına kadar sürükledim. Üzerimdeki tozları silkerek arabanın yaklaşmasını bekledim. Kafamda, içinde bulunduğum durumu nasıl izah edeceğimi planlamaya çalıştım. Söyleyecek mantıklı hiçbir şey bulamadım! Nereden bakarsanız bakın onların gözünde bu sıcakta bisiklet sürmek delilikten başka bir şey değildi. Dakikalar içerisinde araba yanımda bitti. Yavaşça önümde durarak, tozlu camlarını indirdi. İçeride genç bir kadın ve büyük ihtimalle babası olabilecek yaşlarda bir erkek vardı. Niçin bu sıcakta bisiklet sürdüğümü anlamaya çalışırcasına, meraklı bakışlarını uzun bir süre üzerimde gezdirdiler. Titrek bir ses tonuyla “Acaba fazladan suyunuz var mıdır?” sorusuyla bu sessizliği bozdum. Genç kadın, hafif bir gülümseme ile “Fazladan suyumuz yok, ama fazladan buzlu suyumuz var, olur mu?” demesiyle tüm tedirginliğimi alıverdi. Kaybettiğim öz güvenim yerine gelmiş, tüm yorgunluğumu unutuvermiştim. Sularımı aldıktan sonra yaşlı adam, “Pes etmeseydin 100 metre sonra bir çeşmeye denk gelecektin.” diyerek, arabanın camını usulca kapattı ve uzaklaştı. Bu yaşlı adam bir filozof edasıyla  bana oracıkta bir ders vermişti. Acı yok Rocky! dercesine beni motive etmişti.

Aldığım buzlu suları kuru gırtlağımdan geçirmeden önce çatlamış dudaklarıma sürerek sevinç gösterisi yapıyordum.

SAM_0764

Çeşmeye ulaştığımda ise bir masanın üstüne  bırakılmış  büyük bir karpuzun, peynirin ve domatesinin beni selamladığını gördüm. Bu üçlünün daha yeni bırakıldığı her halinden belliydi. Üzerlerinde ne bir toz tanesi vardı ne de bir kir. Hiç şüphesiz ki, genç kadının pencereyi kapatırken attığı garip gülümseme bunun içindi. Daha yanımdan ayrılmadan kafasında bunu tasarlamıştı.  O gülümsemede ise benim şu anki ruh halim ve yüz ifadem gizliydi.

Bir sulu karpuz eşliğinde uzaklara dalıyordum. Ona eşlik eden peynir ve domates, bana mutluluğun zirvesini yaşatıyordu. Çocukken, yere düşen nimeti yerden alıp, üç kere öptükten sonra alnıma götürür ve yüksekçe bir yere bırakırdım. Sanırım, çocukken yaptığım bu işin önemini şimdi daha iyi anlıyordum.

SAM_1170

Nitekim turumun en önemli duraklarından birisi, Baskil’in Kale mezrasında bulunan Muşar Dağında ki Mor Ahron Manastırı idi. Yalnız dağda yangın çıkmış ve her yeri alevler sarmışa benziyordu. Yanımdan hızlıca geçerek, ortalığı toza dumana katan itfaiye araçları bu kuşkumu doğrular gibiydi. Daha sonra karşılaştığım Jandarma, yangının manastır civarında çıktığını, her tarafın alevler içinde olduğunu ve dağa çıkamayacağımı söyleyince üstüme ağır bir hüzün çökmüştü. Uzun süre hayalini kurduğum manastırı göremeyecek olmam beni gerçekten  üzmüştü.

SAM_0616

İsteksiz bir şekilde pedallarken iki güzel insanla karşılaşacaktım. Tenleri acımasız güneşin altında kalmaktan yanmış, içleri neşe dolu iki insanla. Bendeki haritaların define haritası olmadığına ikna edemeyip, tüm haritalarımı inceleyen ve umduklarını bulamayan Musa ve Halit abi ile. Ne yaparsın, umut fakirin ekmeği imiş. Halit abi de umuduna bel bağlamış olacaktı ki, tüm haritalarımı bana çaktırmadan inceledi.

Musa abi, “Dağın eteğinde bir mağara var. Orada, Hz. Muhammed’e sancaktarlık yapmış olan Abdulvahap Gazi hazretlerinin türbesi bulunuyor. Gelmişken ona da uğra, dua et.” demesi ile Manastırı göremeyecek olmanın verdiği hüznü telafi edecekti.

Bu sıcakta bırak dağa tırmanmayı, daha fazla pedal basacak halim kalmamıştı. Türbeyi ancak yarın görebilirdim. Geceyi, türbenin bekçiliğini yapan Abdullah abinin yanında geçirdim. Abdullah abi, ellili yaşlarda, hiç evlenmemiş, Anadolu insanı figürünü tam anlamıyla yansıtan güzel bir insan. Kendisini bu türbenin bekçiliğine adayan Abdullah abi, “Benden önce türbenin bekçiliğini babam yapardı. Babamın yaşı ilerleyince bu kutsal görevi ben devraldım” diyor.

IMG_4910

Bisikletimi ve eşyalarımı Abdullah abinin yanına bırakarak, sabah serinliğinde, güneş doğmadan dağa tırmanmaya başladım. Dik bir patikadan yukarı tırmanırken, yanmış otların verdiği mayhoş koku başımı döndürüyordu.  Her adım attığımda boynu bükük ağaçlar, can çekişerek öldüğü belli olan çekirgeler ve rengi siyaha bürünmüş kayalar beni karşılıyordu. Sanki ayaklarımın altına siyah bir örtü sermişlerdi ve ben üstünde yürüyordum.

SAM_0704

SAM_0676

“Abdulvehhab Gazi Peygamber Efendimize sancaktarlık yapmış, Malatya’nın fethinde Battal Gazi ile birlikte savaşmış ve daha birçok savaşta da komutanlık yapmış bir cengaverdir.” diyor Abdullah abi.

Türbe, doğal formunu koruyan, yamaca doğru bakan bir mağaranın içerisinde bulunuyor. Daha sonradan mağara girişine tuğladan iki gözlü bir oda yapılmış.

SAM_0681

Türbenin hemen giriş kapısı üzerinde “Hak kapısına hoş geldiniz.” yazısı dikkatinizi çekmiştir. Peki nedir bu hak kapısı? Hak kapısı, kişinin hakikate vasıtasız ulaştığı, kalp gözüyle bilgi aldığı bir tasavvuf makamıdır. Hakikat seviyesindeki ana fikir “Ne sen varsın, ne ben, her şey O’dur!” anlayışıymış. Buna da Vahdet-i vücut denmekteymiş; tek vücut, tek varlık anlamına geliyormuş.

Hacı Bektaşi Veli’ye göre insanın olgunlaşmasında hakikate ulaşmak için dört kapıdan geçilirmiş. Bunlar ise; şeriat kapısı, tarikat kapısı, marifet kapısı ve hakikat kapısıdır.

Türbeden dışarıya bakan pencereler küçük ve demir parmaklıklı, çaput ile dolu; türbenin yamaca dönük yönü dışarıya açık ve kapıdan baktığınız zaman Fırat Nehri ayaklarınızın altında kalıyor.

SAM_0687

SAM_0701

Malatya Battalgazi ilçesi Ulu cami.

SAM_0726

SAM_0728

SAM_0730

Bazılarımız bisikletini o kadar sever ki, hatta ona bir isim bile takar.  Bazılarımız bisikletine Redkit’in atı olan “Düldül” ismini koymaktan bir sıkıntı duymaz, bazılarımız da Çin malı İronman gibi “Demirat” diyerek, onu güçlü kılar. Ahh işte bu arkadaşa sesleniyorum! Gerçek bir “Demirat” görmek istiyorsan Malatya Battalgazi’deki oduncu Mehmet abiye bir uğra derim.

Battalgazi Kanlı Kümbet.

SAM_0737

Restore edilmeden önceki harap hali.

2791040battalgazi01

Kupkuru dağların arasından akan masmavi bir su… Hayran olmamak elde değil. Ama bütün bunları, güneşin kavurucu sıcaklığı ile yaktığı vücudunuzu, bu mavi su ile birleştirdiğiniz anda daha iyi anlıyorsunuz. Bu topraklar için Fırat demek hayat demek, hayat demek Fırat demek; gerisi o kadar önemli değil.

SAM_0756

Fırat Nehri üzerinde bulunan Kömürhan Köprüsü, Karakaya Barajı’nın yapımından sonra sular altında kalmış. Köprü, sular altında kalacağından dolayı, hemen yanı başına yapımı üç yıl süren yeni bir köprü inşa edilmiş. Fakat köprünün ismi değiştirilmemiş. Yine Kömürhan Köprüsü olarak anılıyor.

Bu güzellik karşısında sadece büyülenerek manzaranın tadını çıkarmakla yetinirseniz bir şeyleri eksik yapmış olursunuz. Bu atmosferi teninizde hissederek özümsemek tam manasıyla buradan geçtiğinizi size hissettirecektir.

SAM_0748

 

 

 

 

Reklamlar

51°C sıcaklık, karpuz ve peynir” için 6 yorum

    1. İnanamıyorsun değil mi? Daha başımdan geçen birçok şeyi bile anlatmıyorum. O zaman; Mardin-Diyarbakır arasında para vermeden tam 74 bardak çay içtiğime, Antepli bir adamın beni durdurup 100tl para verdiğine ve Mardin’in en pahalı butik hotelinde iki gece ücretsiz kaldığıma da inanmayacaksın. Daha bunun gibi birçok anım var. Şu dünyaya rağmen güzel insanların var olması bizi mutlu etmeli. Bu güzel insanlarıda ancak yolda, farklı diyarlarda bulabilirsin.

      Liked by 1 kişi

  1. İlk okuduğumda gerçekten inanamadım. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Demek ki mucizelere inanmak lazım. Bunlar yolculukların tarif edilemez tatları. Bu yazıdan da inanılmaz keyif aldım. Yüreğine sağlık…

    Beğen

  2. Anadolu’ nun insanı güzeldir. Görmek isteyip göremediğin (yakından) manastır, Malatya’ nın bir çok yerinden görünür aslında bende merak edip araştırırken yazınız ile karşılaştım ve bir solukta okudum.

    Beğen

    1. Hâlâ daha içimde ukte kalmıştır manastırı görememek. Umarım tekrar yolum Baskil’in yılan gibi kıvrılan virajlı yollarına düşer ve o güzel mâbedi görme şanşına erişebilirim.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s