Mistik ve Gizemli Diyar: Güneydoğu


Anadolu’nun her an değişen mistik havası, her adım başında bir başka yanını, bir başka güzelliğini sunar size. Alışık olduğumuz beton çirkinliğinden olabildiğince uzak ve saftır. Özellikle mevsim ilkbaharsa; her rengi, her rengin değişen tonlarını, suyun mavisini, yeşilin canlılığını görmeniz kaçınılmaz bir olaydır.

SAM_4669
Elazığ, Sivrice

Gelin şimdi yeni sulara, yeni diyarlara ulaşmak için yollara düşelim. Yepyeni duygularla varlığımıza işleyen misafirperverliğimizi görelim. Tarih ve doğa ile harmanlanmış Güneydoğu’ya, Mezopotamya’ya doğru pedal çevirelim.

Hazar Gölünde bir sabah.

Güneşin ilk ışıkları su üzerinde ağır ağır varlığını belli ediyordu. Sabahın bu telaşsız ortamında huzurun, sessizliğin yansıması ruhumun bir parçası oluyordu. Mutlu olmamak imkansızdı. Gölün mavisi, çevrenin yeşili, bu mutluluğun tuzu biberi idi.

SAM_4686

Mezopotamya ile Anadolu medeniyetlerinin geçiş bölgesinde olan Diyarbakır’a adım atıyordum. Diyarbakır il sınırı içerisinde yer alan ve Maden ilçesinden sonra dümdüz bir ovaya açılan Ergani ilk durağım oluyor.

SAM_4699

Diyarbakır merkezden 65 km uzaklıkta olan Ergani ilçesinde tarihi bir yerleşim yeri bulunuyor. Yapılan arkeolojik kazılar sonucunda insanlık tarihinin başlangıç noktası kabul edilebilecek derecede buluntular saptanmış burada. Çayönü adı verilen bu tarihi yerleşim yerinde, buğdayın atası olan tahıl genleri bulunmuş ve dünya tarihinin ilk tarım merkezi olarak tescillenmiş.

SAM_4717
Hilar Mağaraları

Binlerce yıllık bir tarihin köklü izlerini, uzun, çok uzun izlemeli, idrak etmeli insan. Varoluşun, geçmişin izlerini takip edip hayal kurmalı.

Evet, iyi bakın, nice uzun yılların izlerine bakıyorsunuz!

SAM_4729

Bu tarihi yerleşim yerine sadece yurt içinden değil aynı zamanda yurt dışından da turistlerin geldiğini, bu alman üç mühendis ile karşılaşarak görmüş oluyoruz.

SAM_4716

Mevsimler değişip sarı çiçekler açtı mı, yollar bir başka güzel kokar. Envaiçeşit çiçek kokuları bir süre sonra sizi sarhoş eder. Etkisinden kurtulamadığınız gibi, uzun ince yol çizgisini de kaçırırsınız. Hafiften yağan ince bir yağmur, bu bahar sarhoşluğundan bir nebze olsun çıkmanızı sağlar.

SAM_4700

Ahmak ıslatandan kaçılmaz fakat uzun süre tokat gibi çarpan rüzgarla birlikte yüzünüze acımadan vurursa, buna da bir dur demeli insan. Gözüne kestirdiği ilk petrol ofisine dalmalı, üzerinde taşıdığı yaradanın selamını vermeli ve kendisine ikram edilen sıcacık çaydan yudumlamalıdır.

SAM_4740

Hayat, yaşandığı kadar varmış. Gerisi ya hafızadaki hatıra ya da hayaldeki ümit imiş. Hüsran ise yaşamak mümkünken yaşamamış olmaktaymış. Yaşmak varken niye yaşamayalım ?

SAM_4753

Var olanı koruyarak geçen ömrümüzden birazda olsun vererek yaşamak bize hayatın içinde olduğumuzu hatırlatıyor. Kavurucu güneşin altında yanmış tenimizle pedal çevirmek veya vıcık vıcık olmuş ayakkabılarımızla günlerce yürümek hayatımızdan verdiğimiz ve aynı zamanda çok şey kazandığımız vakittir. Bu kara bulutlar da bize eşlik eden rahmandır.

SAM_4746

Az gittik, uz gittik, dere tepe demeden surlar diyarı Diyarbakır’a vardık. Yolları dar, insanları sevecen ve yemekleri de bir o kadar lezzetli olan bu diyar; her beşerin görmesi gereken bir yer. Tarihin ve doğanın harmanlandığı bu güzelim memlekette; Unesco Dünya Miras Listesi’ ne girmiş olan yemyeşil Hevsel Bahçeleri’ni, modernizmin bile izlerini silemediği tarihi surları görmeniz gerekir.

Yağmurdan sonra açan güneş bir başka güzel vuruyordu Hasan Paşa Hanına. Rahmetten kaçan  insanlar güneşle birlikte ortaya çıkıyor, hanı dolup taşırıyorlardı. Handa kahvaltıcılar çok büyük bir paya sahip.  Üst katların hepsi neredeyse kahvaltıcılardan oluşuyor. Alt katlarda hediyelik eşyacılar, antikacılar, tahta masalarla dolu çay evleri gözüme çarpıyor. Hanın bodrum katında ise sıcak kanlı insanların olduğu büyük bir kütüphane var ki, her türlü basın evinden tonlarca kitabı bulmanız mümkün. Hanın tam ortasında altı yekpare sütuna oturtulmuş kubbeli bir havuz bulunuyor. Havuzdan gelen su sesi hana farklı bir mistik hava katıyor. Su sesine karışan hafif bir müzik; ruhunuza huzur, mutluluk ve ürperme serpiştiriyor.

SAM_4778
Hasan Paşa Hanı

Diyarbakır’da var olanlar, önce yüzlerce yılda gelişmiş ve bugün de özelliklerini koruyarak günümüze kadar gelebilmiştir. Birbirini izleyen hanlarda her şeyin yeri bellidir. Herkes birbirini tanır. Diyarbakır hanlarına insan bir daldı mı, akşam olur. Vaktin ne çabuk geçtiğini anlayamadan benliğine işleyen bilinmezlik ile dolup taşar.

SAM_4805

Evet, bu topraklar gelip geçici bir yer değil; binlerce yıl uğruna kılıçların çarpıştığı bir yerdir. Nitekim, bu diyarda geçmişten günümüze kadar gelen tarihi yapılar fazlasıyla göze çarpmaktadır. Bunlardan birisi ise Ulu Cami’dir. Anadolu’nun en büyük ve en eski camilerinden biri olan Ulu Cami, kilise iken 1374 yıl önce camiye çevrilmiş. Dış kapısından içeriye girdiğinizde büyük bir avlu, sıra sıra dizilmiş sütunlar, taş bloklarının üzerine işlenmiş naçizane kabartmalar sizi karşılıyor. Tarihin eskimeyen sayfalarında yer edinen Diyarbakır Ulu Cami Anadolu’da bulunan  bir çok ulu camiden daha gösterişli ve büyük.

SAM_4788
Diyarbakır, Ulu Camii

Büyük Selçuklu’nun Anadolu’daki en önemli dört eserinden biri olan Ulu Cami günümüzde de ağırlığını korumaktadır. Büyük Selçuklu demişken, Selçukların Anadolu’da bıraktıkları o şahane camiler şunlardır; Diyarbakır Ulu Cami, Siirt Ulu Cami, Bitlis Ulu Cami ve Van Ulu Cami.

SAM_4804

Bir yanda ecdadımızın bizlere miras bıraktığı, içerisinde tarih, sanat, ince işçiliğin konuşturulduğu on gözlü köprü ve diğer tarafta hiçbir estetiğin olmadığı günümüzün hastalığı ve medeniyetin salyası olan beton binalarla karşı bakıyorsunuz.

On gözlü köprü

Taşların gizemini içinde bulunduran Mezopotamya’nın bilge kenti Mardin’e adım attığınız vakit bir başka mistik koku ruhunuzu sarar. Geçmişten günümüze kadar geleneksel özelliklerini yitirmemiş evlerin, avluların önünden geçersiniz bu diyarda. Dar sokaklarda tozun, toprağın, taşın kokusu içerisinde yürürsünüz. Her bir taşın tarihini, geçmişini ve yaşanmışlığını görürsünüz.

Zaman tünelini andıran, görkemli geçmişin izlerini taşıyan bu taş şehirde, bırakın nefes almayı yürümek bile bir başka haz veriyor insana. Anadolu’da görmeye alışık olduğumuz mimariden çok farklı bir mimari karşılar sizi burada. Taştan camilerin kubbesi, sanatın bağrından çıkma ahşap kapıları, sizi olabildiğince uzağa götürür. Kiliselerin çanları bir başka çalar bu diyarda. İnsanları, havası, suyu ve kültürü sizi buraya bağlar ve hiç bırakmak istemez. Gördüklerinize ilk başta inanamazsınız. Bu eşsiz mimari ve kültür  yüksek sedasyon etkisi yaratır sizde. Hangisine bakacağınızı şaşırırsınız. Daha sonra şaşkınlığınızı gidermek için engin minareleri izlemekte karar kılarsınız.

Mardin’den 60 km uzaklıkta olan ve Suriye sınırında bulunan Nusaybin’nin Dara Köyü’nde tanıştım bu güzel meleklerle. Önce biraz çekinerek yaklaşsalar da bir süre sonra masumane bakışlarının altındaki meraklı sorularını teker teker sormaya başlamışlardı. Özgüvenleri yüksekti. Köylerine gelen turistlerle iç içe olduklarından dolayı beni yabancı olarak karşılamadılar. Gözlerindeki meraklı bakışları onların her an öğrenmeye açık birer melek olduğunun kanıtıydı.

Ezberledikleri tarihi olayları ve bu olayları turistlere para karşılığında anlatmaları ise küçük yaşta birer çocuk değil, birer birey olduklarının göstergesiydi. Şehirde yetişen, annesinin arkasından ağlayan, karar verme mekanizmasını hiç kullanmamış çocuklardan farkları özgür birer birey olmalarıydı. Özgürlükleri sadece karar vermeleri değil aynı zamanda olaylar üzerinde düşünüp fikir üretebilmeleri idi.

 

 

Nusaybin’den sonra sınır hattı boyunca uzanan düzlükleri takip ederek önce Kızıltepe’ye sonra Viranşehir’e ve daha sonra peygamberler şehri Urfa’ya vardım. Urfa taşı toprağı tarihle yoğrulan ve ve tarihin her döneminde izi bulunan kadim şehirlerden birisidir. Nitekim şehir merkezinde bulunan Balıklı Göl’ün yanı başında bulunan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan 12000 yıllık dünyanın en eski heykeli bulunmuş.

Sadece gözetleme kulesi ayakta olan Harran Üniversitesi ilk çağdan beri varlığı bilinen dünyanın ilk üniversitesidir ve dünyaca ünlü birçok bilgini yetiştirmiştir. Çağın ötesinde giden bu bilim merkezinde din, astronomi, tıp, matematik ve felsefe derslerinin verilmiş olması, günümüz üniversitelerinin çağın gerinde kaldığına dair birer delildir.

 

 

 

 

Fırat’ın suları altında kalmış bir antik kentte ait olan bu mozaikler iki bin yıllık bir geçmişe sahip. Şehir halkının zenginliğinin ve gücünün simgesi olarak yaptırmış olduğu mozaikler, 1700 yıl sonra gün yüzüne çıkartılmış. Şu anda Gaziantep’te bulunan dünyanın en büyük ve en kapsamlı mozaik müzesinde sergileniyor.

Müzeyi gezerken iki bin yıl öncesine doğru bir zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz. İçinizde tarif edilmesi güç duygular barındırarak bu gökkuşağı resimlerine büyülenerek bakıyorsunuz.

Mozaikler, o dönemde yaşamış olan insanların günlük yaşantısını geçirdiği ortamı, kültürünü ve önemli olayları sanatsal bir şekilde size aktarıyor.

Çingene kızı ismi verilen ve Zeugma’nın sembolü haline gelen Menat mozaiğinin dalgın bakışları.

 

 

Reklamlar

Mistik ve Gizemli Diyar: Güneydoğu” için 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s