Harput | Meryem Ana Kilisesi

Meryem Ana Kilisesi, günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilmiş en önemli antik kiliselerimizden biridir. Harput’un doğusunda ve kalenin kuzeydoğu köşesine yakın yüksek bir kayanın üzerinde bulunmaktadır. Kilisenin batı duvarını kalenin kaya kütleleri teşkil ettiğinden kilise kalenin kayalıkları içine gömülmüş gibidir.

Anadolu’nun en eski kiliselerinden biri olan Meryem Ana Kilisesi, Kızıl Kilise, Süryani Kilisesi ve Yakubi Kilisesi adlarıyla da anılmaktadır. M.S 179 yıllarında inşa edildiği sanılan binanın, ilk olarak kaledeki putperestler tarafından tapınak olarak kullanıldığı, Süryanilerin daha sonra burayı kiliseye çevirmiş oldukları düşünülüyor. M.S. 1135, 1179 ve 1262 yıllarında onarım görmüştür ve günümüzde turizme kapalıdır. Kilise tarihi hakkında yazının sonlarına doğru daha ayrıntılı bir bilgi vereceğim ve kilise kitabesinin çevirisini inceleyeceğiz.

2013 yılında Geçmişten Geleceğe Harput adlı sempozyum yayınında yazdığı makaleye, uzun yıllardır bu kilisenin korunması için çaba harcamakta olan Meryem Ana Vakfı Başkanı İshak Tanoğlu, kilisenin “hepimizin eseri” olduğunu belirterek başlar ve “Bu eserin gelecek nesillere ulaştırılması gereğini, bu dünyanın vatandaşı olarak duyuyoruz.” diye sürdürür.

Her yıl 15 ağustosta dünya geleninde kutlanan Ermeni Apostolik Kilisesi’nin beş büyük bayramından biri olan ve “Üzüm Bayramı” olarak da bilinen “Meryem Ana’nın Göğe Alınışı Yortusu” Harput Meryem Ana Kilisesinde de kutlanıyor. Ve bu kutlama için çevre illerden birçok kişi bu kiliseye gelerek ayine katılıyor.

Ayini her yıl Adıyaman ve Çevre İller Metropoliti Mor Gregeryon Merki Ürek icra ediyor. Ayin 15 ağustos sabahı 9-12 saatleri arasında gerçekleştiriliyor. Ayin sırasında Süryanice ve Türkçe ilahiler seslendiriliyor, akabinde bolluk ve bereket için dualar ediliyor. Ayin bitiminde Elazığ’ın yerel üzümleri dağıtılarak üzüm oruçları açılıyor.

Gelin şimdi Mor Gregeryon Merki Ürek’in sözlerine kulak verelim : “Bugün Meryem Ana’nın intikal günüdür. Yani Meryem Ana’nın vefat ettiği gündür. Bugün takvimce üzüm üzerine uyarlanmıştır. Özellikle eskiden beri zirai mücadelede ilaçlar yoktu. Zirai mücadelede kanaat vardı. O kanaat yerine gelsin diye özellikle Meryem Ana’nın gününü böyle bir güne dem getirdiler. Bugünden sonra üzümler, salkımlar, asmalar ne kadar güzel ürün verirse o kadar korunduğunu, o kadar güzelleştiğini kabul ediyoruz. Bir yerde eskiden beri doğal olarak, tabii olarak bunları özellikle Meryem Ana’nın doğasına ve her çiftçinin yeteneğine bağlıyorduk. Çiftçinin yeteneği çok önemlidir. Daha sonra koruma etkeni de kutsalların kutsalı olan Meryem’in duası ile bu üzümlerin korunması düşünülüyordu. Hristiyanlarda üzümün yeri çok önemli bir yer alıyor. Üzüm şarap mahsulüdür. Dolayısıyla ayinlerimiz şarapla yapılıyor. Biz üzümün daha iyi daha tatlanmış olduğunu, daha alımlı olduğunu görmek istiyoruz. Bunun için bu günü takvimce Meryem Ana’nın adına izafeten konulmuştur. 15 Ağustos geldiği zaman bütün dünya Hristiyanları coşkulu, neşeli ve herkes coşkuyla bugünü bekliyor. Öyle ki gözleriyle asma mahsulü olan üzümün güzelleştiğini görmek istiyorlar.”

Meryem Ana Kilisesi’nin 179 yılında inşa edildiği ve dolayısıyla Anadolu’nun en erken kiliselerinden biri olduğunu söylemiştik, peki bu bilgileri nereden alıyoruz ? Bu bilgileri bir kitabeye dayandırıyoruz. İshak Tanoğlu, bu kitabenin dünyaca ünlü Urartu uzmanı Alman tarihçi Lehmann Haupt tarafından görüldüğünü söylemektedir. Lehmann-Haupt acele bir şekilde kilisede bulunan bir Süryanice kitabeyi okuyup, kilisenin MS 1134’te Tatarlar tarafından yenilendiğini, ilk defa MS 197 (?) yılında inşa edildiğini okumuştur. Lehmann-Haupt soru işareti koyarak kitabeyi iyi okuyamadığını göstermiş ve ayrıca yazarak da belirtmiştir. Lehmann-Haupt’un bahsettiği bu kitabe, 1995’te giriş kapısında olan ve 1997 yılında kilisenin doğusunda dere yatağındaki hamam kalıntıları içinde bulunan kitabe olmalıdır. Ertuğrul Danık kendisinin bildirmesiyle kitabenin Elazığ Müzesi ve Harput Jandarma Karakolu işbirliğiyle Elazığ Müzesi’ne taşındığını ve koruma altına alındığını söyler.

Mardin Kırklar Kilisesi Papazı Gabriel Akyüz, Mardin Valiliği’nin 2009 tarihli sempozyum yayınında Süryani kaynaklarından kilise ile ilgili başka şu bilgileri vermiştir:

“Harput’taki Süryanilere ait Meryem Ana kilisesi 179 yılında inşa edilmiştir. Tatarlar Yunan topraklarını aldıktan sonra, Süryani cemaati ve metropolitleri Tatar Sultan Arslan’ın huzuruna çıkmış ve kiliseleri restore etmek için izin istemişlerdir. Sinmud’daki Mor Şmuni kilisesini, Sinmud’a yakın Hisayniye’deki Meryem Ana kilisesini, Fırat’a yakın Tillo’daki Meryem Ana ve Mor Barsawmo kiliselerini onardılar. Bunlar Süryanilerin finansal desteğiyle 1135 yılında yapıldı.”

M.S 179 yılı dolayları Hristiyanlık tarihi açısından erken bir dönem. M.S 33 yıllarında Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Pierre’in Hz. İsa’nın ölümünden sonra Hristiyanlığı yaymak için Antakya’ya gelir ve tebliğe başlar. Tebliğ ettiği yer bir mağaradır ve sonrasında bu mağara dini bir mâbed olarak önem kazanır. Burada bulunan mâbed dünyanın en eski kilisesi olarak kabul edilmiştir. Harput Meryem Ana Kilisesi de bu kilise gibi doğal bir mağara içine yapılmıştır. Görülüyor ki ilk dönem kiliseleri tipik olarak birbirlerine benzemektedir. Aynı çağdaki binaların birbirlerine benzediği gibi. Hem kitabede görüldüğü gibi, hem de ilk kilise örneklerine benzediği için Harput Meryem Ana Kilisesi erken dönem kiliselerindendir kanısı ağır basmaktadır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s