Taş rölyefin gizemi!

Tam bir sene önceydi. Harput Kalesinin karşı sırtını ağaçlandırma adına kepçe ile çukur kazıyorlardı. Kepçe büyük bir taşa takılmıştı…? Taşın ucu çıktığında üzerindeki rölyefler görüldü. Toprağından arındırdıklarında şok olmuşlardı. Devasa taş inanılmaz panolarla kaplıydı. İşçiler hemen müze müdürlüğünü arayıp tarihi bir taş bulduklarını söylediler. Müze müdürlüğünden gelen arkeologlar taşın bulunduğu alanı kapatarak incelemeye başladı. Taşın olası diğer parçaları arandı. Ne o parçalar bulunabildi, ne de sahibi olduğu uygarlık. Taş bilinmeyen bir kültüre aitti!

Müze ekipleri, yüksekliği 2 metre 72 santimetre, genişliği de 2 metre 25 santimetre olan ve 5 parçaya bölünmüş halde bulunan kabartma üzerinde restorasyon ve inceleme çalışması başlattı.

5

Kabartmanın tam olarak hangi döneme ait olduğu bilinmiyordu ve hem Geç Hitit hem de Assur betimlemeleri taşıdığı söyleniyordu. Acaba hangi uygarlığa ait olabilirdi? Hadi gelin gizem dolu bu rölyefi beraber inceleyelim!

“Taş rölyefin gizemi!” yazısını okumaya devam et

Reklamlar

Harput | Eğik Minare

Zarif minareler, ihtişamlı kubbeler, büyüleyici kemerlerle bin yıl öteden gelen bir dinamizm ve haşmetin ruhu, Büyük Selçuklu sanat eserlerinde ve mimarisinde saklıdır. Selçuklu tuğla minareleri, adeta her coğrafyada farklı teknik özelliklere sahip birer mimari şaheser olmuştur. Nitekim Harput’ta bulunan tarihi Ulu Cami’nin eğik minaresi ise bu şaheserlerden biridir. Tuğlaların dizilim şekli hem eğik minareyi ayakta tutmakta hem de süsleme sanatında bütünlük ve sadeliği ön plana çıkarmaktadır.

CuZmCiyWcAAInkz

Bu minarede süsleme amaçlı kullanılan tuğlalar genellikle kare, dikdörtgen ve kavisli plakalar halindedir. Minare üzerinde üç farklı motif göze çarpmaktadır. Dikdörtgen tuğlaların yan yana dar yüzeylerinin gösterilerek dizilmesi ile minare tabanındaki süsleme motifi oluşturulmuştur.

“Harput | Eğik Minare” yazısını okumaya devam et

Klaros Kutsal Alanı

Türkiye’nin ilk arkeopark projesi olma özelliği taşıyan Klaros Kutsal Alanı, bulundurduğu kalıntılardan dolayı Anadolu ve dünya arkeolojisinde önemli bir yere sahip. Bu kutsal alanda çivi yazısı ile yazılmış kitabeler, devasa tapınak sütunları, insan tasvirinin yapıldığı heykeller, ince motiflerin zarifçe işlendiği tahtlar ve çok az antik kentte görme fırsatına erişebileceğiniz bir güneş saati bulunuyor.

IMG_3907

İzmir’in Menderes ilçesinin Ahmetbeyli mahallesinde bulunan bu kutsal alan müze statüsünde olduğu için, 5 TL karşılığında, hayatınızda nadir görebileceğiniz antik kalıntıları size sunuyor. Hadi başlayalım!

“Klaros Kutsal Alanı” yazısını okumaya devam et

Bakıp da Göremediklerimiz

Olympos dağından evreni yönettiğine inanılan antik dönem tanrılarından ve efsanelere konu olmuş Truva Şavaşları’ndaki heybetli komutanlara kadar birçok şeyi içinde barındıran bir Roma Kitabesi’ni inceleyeceğiz bu yazıda. Bu kitabede; göklerin, şimşeklerin ve gök gürültüsünün tanrısı olan Zeus ve denizlerin efendisi olan acımasız Posedion’u göremesekte; ihtimallerin, tesadüflerin ve şansın tanrıçası Agate Tykhe ile karşılaşacağız. Kanlı geçen bir savaşın içerisinde var olan acımasızlığı, vahşiliği ve nefreti iliklerine kadar hisseden ünlü komutan Aretis’in yaşam öyküsüne değineceğiz.

20170707_161009

Kitabe, Afyonkarahisar’a bağlı Şuhut Kasabasında bulunan Synnada Antik Kentine ait kalıntıların içerisinde yer alıyor. Kitabenin üzerinden bin yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen çok az tahribatla günümüze kadar gelebilmiş. Yer yer köşesinde ve etrafında kırılan parçaları bulunsa da gayet okunaklı ve sağlam diyebiliriz. Zamanında koruma altına alınması ve müze müdürlüğünün envanteri listesine girmesi, oluşabilecek tahribatı da önlemiş olsa gerek. Yoksa, ülkemizde koruma altına alınmayan tarihi kalıntıların ne halde olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Ne kadar doğru koruduğumuz da tartışılır tabi!

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, kitabe atıl vaziyette kaldığından dolayı hiçbir çevirisi ile karşılaşmadım. Bu yüzden çevirisini yaparken duyduğun heyecanı anlatmak çok zor olsa gerek. Kıyıda köşede kalmış bir kitabenin çevirisini yapmak her ne kadar ehemmiyetli bir olay olmasa da, benim için heyecanın, gizemin ve merakın sembolü olacaktı.

“Bakıp da Göremediklerimiz” yazısını okumaya devam et

Eski bir kitap, metruk bir kilise ve merak!

Mevsim yaz, ay herhangi biri…

Güneş çadırımın penceresinden sızarak ensemi ve saçlarımı tere boğuyordu. Her ne kadar çadırımın içerisinde yer değiştirerek güneşten kaçmaya çalışsam da nafile! Çaresi yok, mecbur uyanacağınız. Çapaklı gözlerimi geceden kalma uykulu bedenimden ayırmakta zorluk çekiyorum. Birden gırtlağımda tarifsiz bir acı hissediyorum. İstemsiz bir şekilde yüzüm buruşuyor. Gözlerimle hızlıca termosu arıyorum. Bir iki yoklamadan sonra buluyorum. Acı çekerek kapağı açıyorum ve ılımış suyu kurumuş gırtlağımdan yavaşça geçiriyorum. Rahatlıyorum… Derin bir nefes aldıktan sonra sakalıma sıçrayan su damlacıklarını elimin tersiyle silerek usulca doğruluyorum. Cehennem gibi sıcak olan çadırımın içerisinden kendimi dışarıya zor atıyorum. Aniden yüzüme toprak kokulu soğuk bir rüzgar vuruyor. İliklerime kadar titriyorum. Tüylerim isyan edercesine ürperiyor.

20160724_190117

Artık yola koyulma vakti. Yollar bomboş. Etrafta derin bir sessizlik hakim. Bir ben varım birde yol çizgileri. Arkamdan esen soğuk rüzgar ile pedal çevirmeye başlıyorum. Güneşin kızıl renge boyadığı ağaçları birer birer geçiyorum. Az ileride koyun güden bir çoban görüyorum. Uzaktan gelen kuzu sesleri ruhumda hafif bir mırıldanma bırakıyor. Yol kenarında bir süre durup koyunların önümden geçişini izlemeye koyuluyorum. Annelerinin etrafında koşuşturan benekli kuzuların tatlı hareketlerini tebessümle izliyorum. Değişik sesler çıkararak sürüyü bir arda tutmaya çalışan çobanın daha çocuk yaşlarda olduğunu görüyorum.  Belli ki erken kalktığından dolayı uykusu vardı. Daha çocuk yaşta olmasına rağmen, yüzündeki bronzluk ve ellerindeki nasırlar onu daha da olgun gösteriyordu. Küçük yaşta para kazanmanın veya aile ekonomisine katkıda bukunmanın ceremesini çekiyordu bu çocuk. Ne de olsa Anadolu’nun verdiği nimetlerle bu ülke ayakta duruyordu. Kavurucu güneşin altında çalışmaktan dolayı yüzü meşinlenmiş amcamdan, elleri nasır tutmuş teyzeme kadar uzanıyordu bu mücadele.

“Eski bir kitap, metruk bir kilise ve merak!” yazısını okumaya devam et

Gölgelerin dili

O kadar antik kent gezdim fakat ilk defa bir güneş saatini görme fırsatına eriştim. Hem de evimin dibindeki Klaros’ta. Ülkemizde değil, Dünya’da bile nadir rastlanan silindirik güneş saati, Helenistik Dönemden bizlere miras kalmış.

Güneş saati ilk kez Mısır’da MÖ. 1500’de kullanılmaya başlanmış, daha sonra Helen Dünyasında ve Roma’da da kullanılmış. Tarihin tozlu sayfalarından izler taşıyan Klaros Antik Kentinin bu topraklarda var olması ve böylesine ayrıcalıklı bir yapıyı da bünyesinde barındırması bizler için paha biçilemez bir hazine olsa gerek. Tabi değerini anladığımız sürece…

IMG_3872

Saat, 1975 yılında yapılan arkeolojik kazılar sonucunda gün yüzüne çıkarılmış. Restoresi yapıldıktan sonra da bulunduğu yere, bulunduğu şekliyle tekrar geri konulmuş.

Saat üzerinde 11 eşit çizgi bulunuyor  ve bu çizgilerin ayırdığı 12 eşit parça göze çarpıyor. Anlaşılacağı üzere saat, 12 saatlik bir zaman dilimini ölçüyor. Buna sabah saat 6’dan akşam saat 6’ya kadar diyebiliriz. Tabi bu saat dilimin sınırları mevsimlere göre değişecektir. Aynen bizim şu an yaptığımız gibi; yazlık ve kışlık zaman dilimine göre saatleri 1 saat ileri veya geri almamız gibi.

“Gölgelerin dili” yazısını okumaya devam et

Şuhut | Synnada Antik Kenti

Bunaltıcı bir yaz sıcağında, şu sıralar ender yapabildiğim yaz tatilini Afyon’un Şuhut Kasabasında geçiriyorum. Anadolu’nun göbeğinde, bozkırın ortasında tatil mi olur dediğinizi duyar gibiyim. Evet, yaz tatili için çokta elverişli bir yer değil Afyon, fakat, biraz da yaz tatili anlayışınızın ne olduğuna bağlı bu durum. Alışılagelmiş tatil anlayışımızın içerisinde; deniz, kum, güneş üçlemesinin yanı sıra; tarih, doğa ve kültür üçlemesini de sokmanın zamanı geldi ve geçiyor hatta. İzmir’de yaşayan biri olarak, birçok insanın hasret kaldığı klasik yaz tatiline yeterince doyduğumu söyleyebilirim.

Evet, Şuhut Kasabasının herhangi bir yazlık cazibesi olmasa da; tarihi ahşap evleri, seyirlik Hisar Tepesi, lezzetli patatesi ve bir zamanlar Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sırasında almış olduğu kararları planladığı konağı bulunuyor. Ayrıca, bereketli topraklarında, eski dönemlerde daha çok eroin ve morfin imal etmek için yetiştirilen, günümüzde ilaç sektöründe kullanılan haşhaş bitkisi de üretilmektedir. Bu sebeple, hayvancılığın yanı sıra; haşhaş ve patates Şuhut için vazgeçilmez bir ekonomi kaynağıdır diyebiliriz. Yöre halkı, geçmişten günümüze kadar hep bu iki besin maddesi üzerinden geçimlerini sağladıklarından dolayı, her yerde patates ve haşhaş tarlalarını görebilirsiniz.

Köylünün, bu tarlaları ekip biçerken rastladığı birkaç tarihi sütunun ve lahit mezarların bulunması üzerine yapılan kazı çalışmaları sonucunda gün yüzüne çıkarılmış birçok tarihi eser, şehir merkezinde bulunan Hisar adlı tepenin eteğine sıralanmış. Hatta günümüzde yapılan inşaat çalışmaları sırasında bile, halen daha bu tarihi kalıntılar bulunuyormuş.

Tarihte burada var olan Synnada Antik Kentine ait olduğu tespit edilen bu kalıntıların içerisinde bronz sikkeler bulunmuş ve bu sikkelerin üzerinde haşhaş resimlerinin işlendiği görülmüş. Gün yüzüne çıkarılan bu sikkeler, bu topraklarda haşhaş üretiminin ne kadar eski dönemlere dayandığını bizlere bizzat göstermektedir. Dedim ya, bu topraklar için vazgeçilmez olan haşhaş ve patates Şuhut’un varoluş sebeplerinden birisidir.

Synnada Antik kenti, tarihi kaynaklarda da bahsedildiği üzere, Hitit döneminde Afyon ve Kütahya illerinde hüküm süren bir prenslik olan Kuvala’nın başkentliğini yapmış ve Roma döneminde de medeniyet merkezi olduğu arkeologlar tarafından kabul görmüş. Bugünkü Şuhut ise Truva Şavaşları sonunda bölgeye gelen Akamos tarafından Synnada adıyla İÖ. 1180 yılında kurulmuş. Roma döneminde güçlü bir yapıya sahip olarak özerklik almış ve kendi adına sikkeler bastırmış. Görüldüğü üzere haşhaş damgalı sikkelerin gün yüzüne çıkarılması bunun en önemli kanıtıdır diyebiliriz.

“Şuhut | Synnada Antik Kenti” yazısını okumaya devam et