Parçalanarak taşınan bir cami: Sungur Bey

Evet, yanlış duymadınız, taşları birer birer sökülerek yeri değiştirilen bir camiden söz ediyoruz. Tuncelinin Pertek ilçesinde bulunan Sungurbey Camii, Keban Baraj Gölü suları altında kalacağından dolayı, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Restorasyon Bölümü tarafından taşları tek tek numaralandırılarak sökülüyor ve Pertek ilçe merkezinde tekrar birleştirilerek ibadete açılıyor. Ne kadar enteresan değil mi ? Parçaladığın bir mimariyi tekrar birleştirmek bir hayli zor olsa gerek! Ancak bu zorluk burada bitmiyor. Size bu caminin bir ikizi olduğunu ve onunda parçalanarak Pertek ilçe merkezine taşındığını söylesem bana inanırmısınız bilmiyorum ama bence inanın! Çünkü bu caminin ismi Çelebi Ağa’dır ve oda halen daha ayaktadır.

NOVATEK CAMERA

Suyun altında kalmasını istemediğiniz ve bu kadar zahmetli bir taşıma işçiliğine mâl olan bir cami ne kadar önemli olabilir ki diye düşünebilirsiniz. İşte burada da o caminin tarihi söz konusudur.

“Parçalanarak taşınan bir cami: Sungur Bey” yazısını okumaya devam et

Reklamlar

Sağman Derun Hisar Kalesi

Sağman Kalesi ve Camisi, Tunceli’nin Pertek ilçesine bağlı olan Sağman köyünde bulunuyor. Köyün 300 m. güneydoğusunda bulunan sarp bir kayalığın üzerine inşa edilmiş olan kalenin kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmiyor.

20160522_161046

Kaleden günümüze kadar pek bir şey kaldığı söylenemez. Batı tarafındaki burcun halen daha ayakta olması buranın bir kale olduğunu gösteren tek emare diyebiliriz. Kale küçük olmasına karşın çok önemli bir noktaya inşa edilmiş. Gerek Singeç Çayı gerekse Tunceli’den gelen diğer çayların kesiştiği yerde konumlandırılmış. Kaleye ancak köy tarafından ulaşılabiliyor. Diğer taraflar sarp uçurumlardan oluşuyor. Kısaca, surları olmasa da burası doğal bir kale gibi.

“Sağman Derun Hisar Kalesi” yazısını okumaya devam et

Kutsal Bir Mâbed: Venk Kilisesi

Elazığ’ın güneyine doğru bakılınca mahalli diliyle “Dujjik” adı verilen sivri bir tepe görünür. Bu tepeyi geçip 5-6 km gidilince ufak bir mezraya ulaşırsınız. Tadım Köyüne bağlı bu mezranın ismi Venk’tir. Mezranın alt tarafına düşen tarlaların içerisinde eski bir kilise bulunmaktadır. Oldukça harap bir halde bulunan bu kilise yarıya kadar toprağa gömülmüş bir vaziyette sizi karşılar.

20160722_085834

Kilise iki büyük odadan oluşmaktadır. Kilisenin batı kısmında olan giriş kapısından içeriye girdiğinizde ilk büyük oda ile karşılaşıyorsunuz. Bu büyük odanın üstü tonoz ile kapatılmıştır. Bu tonoz düzgün kesme taşlardan yapılmış olan dört adet silindirik sütun üzerine oturtulmuştur. Gerek silindirik sütunlar, gerekse sütunların üzerindeki bindirme taşlar oldukça görkemli gözükmektedir.

“Kutsal Bir Mâbed: Venk Kilisesi” yazısını okumaya devam et

Arta Kalan Mirasımız: Dabakhane Mescidi

Yüzlerce yıllık kiliselerin talan edildiği, hamamların içerisinde ayyaşların sabahladığı, yıkık camilerinin kitabelerinin söküldüğü bir yerdir Harput. Ecdadımızdan bizlere miras kalan camilerimizi ve medreselerimizi barındıran bu kadim şehir, ne yazık ki bakımsızlıktan ve sahipsizlikten harabe bir diyar olmaya terk edilmiş durumda. Bu tarihi kıyımda hiç şüphesiz, imkanı varken bu şehri mamur etmeyen Elazığ halkının payı da çok büyüktür.

Yöre insanının ilgisizliğinden ve yıkıcılığından payını alan tarihi Dabakhane Mescidi de, bu yapılardan sadece birisidir. Bu mescit, Harput Kalesi’nin kuzeyinde, dere yatağının hemen üst tarafında yer alıyor.

20160510_170022

Ermeni kaynaklı forumlarda ve internet sitelerinde yer alan eski Harput fotoğraflarında bu mescidi görmek mümkün. Süryani mahallesi olarak geçen bu fotoğrafta; Meryem Ana Kilisesi, Kızıl Kilise, Dabakhane Mescidi ve Kızıl Hamam bulunuyor.  Ayrıca, kale eteklerinden, dere yatağına kadar olan alanda birçok yerleşim yerinin bulunduğunu da bu fotoğrafta görebiliyoruz.

“Arta Kalan Mirasımız: Dabakhane Mescidi” yazısını okumaya devam et

Harput’taki Kündekâri Sanatı

Birçok medeniyetin izlerini taşıyan Harput, Türk-İslam sanatında en parlak dönemini yaşamış kadim şehirlerden birisidir. Nitekim, Harput’un taş döşeli dar sokaklarında attığınız her bir adımda, karşınıza ince ustalıkla yapılmış camiler, medreseler, hamamlar ve kiliseler çıkacaktır. Bu tarihi şehir, Selçuklular ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında en iyi  dönemini yaşamış ve sanat dalında muazzam eserler ortaya koymuştur. Böyle bir cemiyette; köyde oymacılık yapan halktan, hattat olan devlet adamına kadar herkes sanatkârmış. Osmanlı padişahlarının, kültürlü ve bizzat sanatkâr olmaları, asrın ilim ve sanat hayatını da ciddi bir şekilde geliştirmiş.

20160513_134315

Harput’ta bulunan Kurşunlu Caminin minberi sanatsal açıdan tarihimizin en güzel eserlerinden biri olup, 1186 yılında yapılmış. Çivi veya tutkal kullanılmaksızın küçücük geometrik parçaların birleştirilmesiyle meydana getirilmiş olan bu minber; ecdadımızın teknik ile sanatı, geometri ile estetiği nasıl büyük bir ustalıkla kullandığını gözler önüne seriyor. Ahşap işçiliğinde ince ayrıntının konuşturulduğu bu güzide eser, aslında Ulu Cami’ye aitmiş. Ulu Cami’nin yıkılma tehlikesi olduğu için, minber bu camiye taşınmış.

“Harput’taki Kündekâri Sanatı” yazısını okumaya devam et

Hüseynik’teki Tarihi Değirmen

Değirmenin arka manzarasını hakim bir tepede olan Harput Kalesi süslüyor. Bir zamanlar buğdayın taşlar arasında harmanlandığı bu değirmen şimdilerde ise bir harabe. İnsanların ilgisizliğinden kaderine terk edilmiş artık. Kimse sahip çıkmamış buraya. Manevi değeri olmayan bir yere kim sahip çıkar ki? Burası ne bir cami ne de bir kilise. Sadece taş yığını olan basit bir değirmen. Ancak, burada buğday öğütmüş bir yaşlı dedenin torunu gelecekte, burayı restore ettirecek. Tabi o ruha sahip ise. Gerçi restore ettirilecek bir yanı da kalmamış. Ne bir duvar var ne de bir taş. Sadece bir bacası kalmış ki, oda zar zor ayakta duruyor. İki, üç sene sonra o da ortadan kalkar ve burada yeller eser. Köy halkından başka kimse bilmez burada bir değirmen olduğundan.

20160509_175422

Denk gelirlerse bir yeşilçam filmi olan “Cemo” da görebilirler bu değirmeni. Baş rollerini Türkan Şoray ve Fikret Hakan’ın oynadığı bu filmde, değirmen sapa sağlam. Film 1970’li yıllarda çekilmiş. Bakıyorum da 40 sene içerisinde iyi çalışmışız. Taş üstünde taş bırakmamışız. Uçurmuşuz değirmenin kellesini. Öcümüzü almışız geçmişimizden ve anılarımızdan.

“Hüseynik’teki Tarihi Değirmen” yazısını okumaya devam et

Palu | Surp Lusavoriç Kilisesi

Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi Palu’da da birçok devletin hüküm sürdüğünü, ardında bıraktıkları izlerden anlayabilirsiniz. Bu devletlerin inançları doğrultusunda inşa ettikleri dini yapılar ise sayılamayacak kadar çoktur. Bu kadim şehirde yaşamış Ermeni ve Süryani vatandaşlarımızın dini vecibelerini yerlerine getirebilmeleri için birçok manastır ve kilise yaptıkları bilinmektedir. Bu yapılardan birisi ise, zamana ve insan tahribatına karşı halen daha ayakta duran Surp Lusaroviç Kilisesi’dir.

20160429_130458

Nitekim, Palu Belediye Başkanı Mehmet Sait Dağoğlu, Agos gazetesine verdiği bir röportajda kilisenin başına gelenleri şöyle anlatmış: “Ben küçükken oraya taş atmak ibadetti. Çocukluğumuzdan öyle hatırlıyoruz. Oraya taş atınca, cennete bir adım daha yaklaşmış oluyordun. Tahrip edildi. Daha sonra, tarihe ve kültüre en ufak bir saygısı olmayan define avcılarının hedefi haline geldi. “

Eski Palu’da Çarşıbaşı mahallesinde bulunan kilisenin kitabesi bulunmadığından, ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Bazı kaynaklarda Bizans döneminden kaldığı bahsedilse de, kesin bir bilgi verilemiyor.

“Palu | Surp Lusavoriç Kilisesi” yazısını okumaya devam et