Şuhut | Synnada Antik Kenti

Bunaltıcı bir yaz sıcağında, şu sıralar ender yapabildiğim yaz tatilini Afyon’un Şuhut Kasabasında geçiriyorum. Anadolu’nun göbeğinde, bozkırın ortasında tatil mi olur dediğinizi duyar gibiyim. Evet, yaz tatili için çokta elverişli bir yer değil Afyon, fakat, biraz da yaz tatili anlayışınızın ne olduğuna bağlı bu durum. Alışılagelmiş tatil anlayışımızın içerisinde; deniz, kum, güneş üçlemesinin yanı sıra; tarih, doğa ve kültür üçlemesini de sokmanın zamanı geldi ve geçiyor hatta. İzmir’de yaşayan biri olarak, birçok insanın hasret kaldığı klasik yaz tatiline yeterince doyduğumu söyleyebilirim.

Evet, Şuhut Kasabasının herhangi bir yazlık cazibesi olmasa da; tarihi ahşap evleri, seyirlik Hisar Tepesi, lezzetli patatesi ve bir zamanlar Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sırasında almış olduğu kararları planladığı konağı bulunuyor. Ayrıca, bereketli topraklarında, eski dönemlerde daha çok eroin ve morfin imal etmek için yetiştirilen, günümüzde ilaç sektöründe kullanılan haşhaş bitkisi de üretilmektedir. Bu sebeple, hayvancılığın yanı sıra; haşhaş ve patates Şuhut için vazgeçilmez bir ekonomi kaynağıdır diyebiliriz. Yöre halkı, geçmişten günümüze kadar hep bu iki besin maddesi üzerinden geçimlerini sağladıklarından dolayı, her yerde patates ve haşhaş tarlalarını görebilirsiniz.

Köylünün, bu tarlaları ekip biçerken rastladığı birkaç tarihi sütunun ve lahit mezarların bulunması üzerine yapılan kazı çalışmaları sonucunda gün yüzüne çıkarılmış birçok tarihi eser, şehir merkezinde bulunan Hisar adlı tepenin eteğine sıralanmış. Hatta günümüzde yapılan inşaat çalışmaları sırasında bile, halen daha bu tarihi kalıntılar bulunuyormuş.

Tarihte burada var olan Synnada Antik Kentine ait olduğu tespit edilen bu kalıntıların içerisinde bronz sikkeler bulunmuş ve bu sikkelerin üzerinde haşhaş resimlerinin işlendiği görülmüş. Gün yüzüne çıkarılan bu sikkeler, bu topraklarda haşhaş üretiminin ne kadar eski dönemlere dayandığını bizlere bizzat göstermektedir. Dedim ya, bu topraklar için vazgeçilmez olan haşhaş ve patates Şuhut’un varoluş sebeplerinden birisidir.

Synnada Antik kenti, tarihi kaynaklarda da bahsedildiği üzere, Hitit döneminde Afyon ve Kütahya illerinde hüküm süren bir prenslik olan Kuvala’nın başkentliğini yapmış ve Roma döneminde de medeniyet merkezi olduğu arkeologlar tarafından kabul görmüş. Bugünkü Şuhut ise Truva Şavaşları sonunda bölgeye gelen Akamos tarafından Synnada adıyla İÖ. 1180 yılında kurulmuş. Roma döneminde güçlü bir yapıya sahip olarak özerklik almış ve kendi adına sikkeler bastırmış. Görüldüğü üzere haşhaş damgalı sikkelerin gün yüzüne çıkarılması bunun en önemli kanıtıdır diyebiliriz.

“Şuhut | Synnada Antik Kenti” yazısını okumaya devam et

Reklamlar

Hüseynik: Artakalanlar

Harput’un eteklerinde modernizmin etkisi altında kalmaktan kurtulmuş, medeniyetin salyası olan betonun nüfuz edemediği bir köy vardır. Taş döşeli dar sokaklarının ahşap konaklara çıktığı, asırlık ağaçlarının gökyüzünü bürüdüğü, bağlarıyla ve bahçeleriyle ünlü olan, eski adıyla Hüseynik, yeni adıyla Ulukent olarak bilinen bu köy Elazığ ve çevresinde nadir rastlanan ırzına geçilmemiş saklı bir diyardır. Geçmişten getirdiği sokak kültürünü, bahçe sefasını ve kerpiçten yapılmış dam kokularını halen daha bünyesinde barındırması alışık olmadığımız mistik bir havayı bizlere yaşatmaktadır.

Tarihten izler taşıyan böylesine güzel bir köyde geçmişi okumak çokta zor olmasa gerek. Anıları, hüzünleri, neşeleri ve inançları bugüne kadar taşıyan belli başlı yapılar vardır bu köyde. Bu yapılardan birisi de yıkılmaya terk edilmiş eski bir kilisedir. Bu kilisenin geçmişten izler taşıdığı aşikar, fakat, bir kaç işlemeli taştan başka geriye hiçbir şey kalmamıştır. Ne yazık ki, Elazığ’daki diğer kiliselerin yaşadığı kaderi bu kilisede yaşamış, makûs talihine boyun eğmiştir. Bazı kaynaklarda Hüseynik’te bir kilisenin bulunduğu ve adının da Surp Varvar olduğu yazmaktadır. Bu kilise hakkında tatmin edici bir kaynağa ulaşamadığımdan geçmişi ve ismi hakkında net olarak konuşmaktan da çekiniyorum açıkçası.

“Hüseynik: Artakalanlar” yazısını okumaya devam et

Geçmişi Okumak

Elazığ’ın monotonluğundan bir nebze olsun kurtulabilmek için çevresi yeşil ağaçlarla çevrili olan tarihi Surp Kevork Manastırı’nı mesken tutmuşluğum vardır. Şehir merkezine yakın olmasına rağmen çok az insanın burayı biliyor olması manastır ve çevresini sakin, sessiz ve kafa dinlenir bir mekan haline getirmiş. Her ne kadar gece tayfasının gizemli bekçileri manastır etrafını alkol seviyesi düşük meyve suyu şişeleri ile kirletmiş olsalar da, manastıra zarar vermedikleri için severim bu çocukları. Ama gel gör ki bu uslu çocukların kıyak kafayla yapamadıklarını cin gibi etrafta dolaşan define avcıları bir gecede yapabilmektedir. Manastırı bu köstebeklerden korumak için hiçbir önlem almayıp, son zamanlarda sadece kıytırık bir tel örgü ile çeviren Elazığ Belediyesinin’de bu sinsiler kadar suçu vardır. Her neyse, tarihi değerlere önem vermeyen ve rant peşinde koşan mevkilere serzenişte bulunduktan sonra gelelim bizim huzur bulduğumuz, çevresindeki asırlık çınar ağaçlarının gölgesinde soluklandığımız kadim manastırımıza.

Uzun zamandan beri yollarını aşındırdığım bu manastır ile artık değişik bir bağ kurmuştum. İçerisindeki mistik hava ile bir başka alemlerde yolculuk yapıyordum. Bir süre sonra bu mistik havaya buz dağının altındaki anlamsız yazılar karışmıştı. Merak ve heyecan dürtüsü  bir kez daha vücut bulmuş ve tüm bedenimi baştan aşağıya sarmıştı. Tarihten izler taşıyan bu garip yazıların bir anlamı olacaktı değil mi? İşte bu merakın getirdiği bir cevelan ile bu çeviri denizine atılmış bulunuyordum.

“Geçmişi Okumak” yazısını okumaya devam et

Tarihten İzler: Hoca Hamamı

Hani demiştik ya; yüzlerce yıllık kiliselerin talan edildiği, hamamların içerisinde ayyaşların sabahladığı, yıkık camilerinin kitabelerinin söküldüğü bir yerdir Harput. Keşke bu kirli sözleri tekrar hatırlatacak yıkıcılığımız ve vurdumduymazlığımız olmasaydı. Keşke ecdadımızdan bizlere miras kalan camilerimizi, mescitlerimizi, hamamlarımızı ve ya kiliselerimizi koruyabilseydik. Maalesef bunu beceremedik. Beceremediğimiz gibi de yok etme yolunda çok ilerledik. Nerede bir cami orada bir harabe, nerede bir kilise orada bir kirli duvar yazısı bulduk. İşte bu sefer de tarihten izler taşıyan harabe bir yapının daha önündeyiz, Hoca Hamamı’ndayız.

20160510_161740

Hemen Harput’un girişinde, kahvehanelere gelmeden yolun beş metre aşağısındadır bu yapı. Her ne kadar tarihten izler taşısada harabe bir mekan olmaktan maalesef kurtulamamıştır. Oysaki kesme taştan yapılan bu eşsiz mimari Harput’un en güzel yapılarından birisidir. Eşsiz olmasının yanı sıra yarım asırlık bir geçmişi de bulunmaktadır. Mahalle diliyle Hoca Hamamı olarak anılsa da asıl ismi Hoca Hasan Hamamı’dır. Kim tarafından ve ne zaman yapıldığı ise tam olarak bilinmemektedir. Fakat klasik bir Osmanlı mimarisi olduğu aşikardır.

“Tarihten İzler: Hoca Hamamı” yazısını okumaya devam et

Harput Diyarı

Artık rutine bağlamış olduğum yaz okuluna kalma becerisini gittikçe geliştiriyordum. Her yaz, yaz okuluna kalışım bir öncekinden daha sansasyonel gerçekleşiyor, adeta bir işkenceye dönüşüyordu. Üst üste yığılan anlamsız tonlarca dersin arasından her seferinde bir şekilde sıyrılmam büyük bir beceriydi. Ama iyi ama kötü, netice ne olursa olsun yaz okulunun sonunu her seferinde güzel bir geziye bağlamak şu yıllarda yapabildiğim en iyi şey olsa gerek.

SAM_0483

Üniversitemin para politikasından kurtulur kurtulmaz yaptığım ilk şey haritamı önüme alıp farklı diyarları aramak oldu. Kısıtlı zaman içerisinde yapabileceğim en iyi keşif tarihi Harput Diyarını ve köylerini pedallamak olacaktı. Hem tarih hem de doğa. Daha ne olabilirdi ki…

“Harput Diyarı” yazısını okumaya devam et

Harput | Kızıl Kilise

Birinci dereceden arkeolojik sit alanı içinde yer alan 19. yüzyıla ait tarihi Kızıl Kilise Harput mahallesinde bulunuyor. Mahalle diliyle Kızıl Kilise olarak anılan bu tarihi yapının bir diğer ismide Surp Garabed’tir.

20160510_165137

Kilise’nin yalnız Doğu duvarı günümüze kadar gelebilmiş. Kuzey ve Güney duvarları kısmen ayakta kalmasına rağmen Batı duvarı tamamen yıkılmış. Ne yazık ki Harput’taki diğer tarihi yapılar gibi bu tarihi kilisede Elazığ insanının yıkıcılığından nasibini fazlasıyla almış.

“Harput | Kızıl Kilise” yazısını okumaya devam et

Parçalanarak taşınan bir cami: Sungur Bey

Evet, yanlış duymadınız, taşları birer birer sökülerek yeri değiştirilen bir camiden söz ediyoruz. Tuncelinin Pertek ilçesinde bulunan Sungurbey Camii, Keban Baraj Gölü suları altında kalacağından dolayı, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Restorasyon Bölümü tarafından taşları tek tek numaralandırılarak sökülüyor ve Pertek ilçe merkezinde tekrar birleştirilerek ibadete açılıyor. Ne kadar enteresan değil mi ? Parçaladığın bir mimariyi tekrar birleştirmek bir hayli zor olsa gerek! Ancak bu zorluk burada bitmiyor. Size bu caminin bir ikizi olduğunu ve onunda parçalanarak Pertek ilçe merkezine taşındığını söylesem bana inanırmısınız bilmiyorum ama bence inanın! Çünkü bu caminin ismi Çelebi Ağa’dır ve oda halen daha ayaktadır.

NOVATEK CAMERA

Suyun altında kalmasını istemediğiniz ve bu kadar zahmetli bir taşıma işçiliğine mâl olan bir cami ne kadar önemli olabilir ki diye düşünebilirsiniz. İşte burada da o caminin tarihi söz konusudur.

“Parçalanarak taşınan bir cami: Sungur Bey” yazısını okumaya devam et