Hüseynik: Arta Kalanlar

Harput’un eteklerinde modernizmin etkisi altında kalmaktan kurtulmuş, medeniyetin salyası olan betonun nüfuz edemediği bir köy vardır. Taş döşeli dar sokaklarının ahşap konaklara çıktığı, asırlık ağaçlarının gökyüzünü bürüdüğü, bağlarıyla ve bahçeleriyle ünlü olan, eski adıyla Hüseynik, yeni adıyla Ulukent olarak bilinen bu köy Elazığ ve çevresinde nadir rastlanan ırzına geçilmemiş saklı bir diyardır. Geçmişten getirdiği sokak kültürünü, bahçe sefasını ve kerpiçten yapılmış dam kokularını halen daha bünyesinde barındırması alışık olmadığımız mistik bir havayı bizlere yaşatmaktadır.

Tarihten izler taşıyan böylesine güzel bir köyde geçmişi okumak çokta zor olmasa gerek. Anıları, hüzünleri, neşeleri ve inançları bugüne kadar taşıyan belli başlı yapılar vardır bu köyde. Bu yapılardan birisi de yıkılmaya terk edilmiş eski bir kilisedir. Bu kilisenin geçmişten izler taşıdığı aşikar, fakat, bir kaç işlemeli taştan başka geriye hiçbir şey kalmamıştır. Ne yazık ki, Elazığ’daki diğer kiliselerin yaşadığı kaderi bu kilisede yaşamış, makûs talihine boyun eğmiştir. Bazı kaynaklarda Hüseynik’te bir kilisenin bulunduğu ve adının da Surp Varvar olduğu yazmaktadır. Bu kilise hakkında tatmin edici bir kaynağa ulaşamadığımdan geçmişi ve ismi hakkında net olarak konuşmaktan da çekiniyorum açıkçası.

“Hüseynik: Arta Kalanlar” yazısını okumaya devam et

Reklamlar

Harput | Kızıl Kilise

Birinci dereceden arkeolojik sit alanı içinde yer alan 19. yüzyıla ait tarihi Kızıl Kilise Harput mahallesinde bulunuyor. Mahalle diliyle Kızıl Kilise olarak anılan bu tarihi yapının bir diğer ismide Surp Garabed’tir.

20160510_165137

Kilise’nin yalnız Doğu duvarı günümüze kadar gelebilmiş. Kuzey ve Güney duvarları kısmen ayakta kalmasına rağmen Batı duvarı tamamen yıkılmış. Ne yazık ki Harput’taki diğer tarihi yapılar gibi bu tarihi kilisede Elazığ insanının yıkıcılığından nasibini fazlasıyla almış.

“Harput | Kızıl Kilise” yazısını okumaya devam et

Kutsal Bir Mâbed: Venk Kilisesi

Elazığ’ın güneyine doğru bakılınca mahalli diliyle “Dujjik” adı verilen sivri bir tepe görünür. Bu tepeyi geçip 5-6 km gidilince ufak bir mezraya ulaşırsınız. Tadım Köyüne bağlı bu mezranın ismi Venk’tir. Mezranın alt tarafına düşen tarlaların içerisinde eski bir kilise bulunmaktadır. Oldukça harap bir halde bulunan bu kilise yarıya kadar toprağa gömülmüş bir vaziyette sizi karşılar.

20160722_085834

Kilise iki büyük odadan oluşmaktadır. Kilisenin batı kısmında olan giriş kapısından içeriye girdiğinizde ilk büyük oda ile karşılaşıyorsunuz. Bu büyük odanın üstü tonoz ile kapatılmıştır. Bu tonoz düzgün kesme taşlardan yapılmış olan dört adet silindirik sütun üzerine oturtulmuştur. Gerek silindirik sütunlar, gerekse sütunların üzerindeki bindirme taşlar oldukça görkemli gözükmektedir.

“Kutsal Bir Mâbed: Venk Kilisesi” yazısını okumaya devam et

Palu | Surp Lusavoriç Kilisesi

Bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi Palu’da da bir çok devletin hüküm sürdüğünü, arkalarındaki bıraktıkları izlerden anlayabilirsiniz. Palu Kalesinin eteğinde inançla ilgili motifler sayılamayacak kadar çoktur. Bu kadim şehirde gayrimüslimlere ait katedral, manastır ve kiliseler dört bir yana dağılmış vaziyette bulunuyormuş. Ancak, bu mabedlerden günümüze kadar ayakta kalabilmiş tek eser maalesef Surp Lusaroviç Kilisesi’dir. Gönül isterdi ki diğer yapılarda yıkılmadan günümüze kadar gelebilseydi.

20160429_130458

Nitekim, Palu Belediye Başkanı Mehmet Sait Dağoğlu, Agos gazetesine verdiği bir röportajda kilisenin başına gelenleri şöyle anlatmış: “Ben küçükken oraya taş atmak ibadetti. Çocukluğumuzdan öyle hatırlıyoruz. Oraya taş atınca, cennete bir adım daha yaklaşmış oluyordun. Tahrip edildi. Daha sonra, tarihe ve kültüre en ufak bir saygısı olmayan define avcılarının hedefi haline geldi. “

Eski Palu’da Çarşıbaşı mahallesinde bulunan kilisenin kitabesi bulunmadığından, ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Bazı kaynaklarda Bizans döneminden kaldığı bahsedilse de, kesin bir bilgi verilemiyor.

“Palu | Surp Lusavoriç Kilisesi” yazısını okumaya devam et

Harput | Surp Hagop Kilisesi

Harput’un girişinde olan Şehroz Mahallesinin, yeni adıyla Kuyumcular Sitesinin alt tarafında bulunan Surp Hagop Kilisesinin sadece iki duvarı günümüze kadar gelebilmiş. Zamanında bu topraklarda beraber yaşadığımız Ermenilere ait olan bu kilisenin kitabesi bulunmadığından dolayı kim tarafından ve ne zaman yaptırıldığı bilinmiyor.

DSC_0145

Kilisenin eski şeklini hatırlatacak hiçbir emare kalmamış. Tamamen harap ve terkedilmiş durumda. Duvarlarda bulunan kolon izlerine bakılacak olursa, kilise iki katlıymış. Hatta katlar arasında kullanılan kalın kalasların kalıntılarını halen daha görebilirsiniz. Kilisenin kuzey ve güney duvarları kısmen sağlam denilebilir. Etrafta, yıkılmış olan duvarlara ait taşların bulunmasının yanında, kilisenin içerisindeki birçok ağacıda görebilirsiniz.

“Harput | Surp Hagop Kilisesi” yazısını okumaya devam et

Hazar Gölü’nün Gizemli Batık Şehri

Çok az insanın bildiği antik şehirler, batık kentler ve tapınak merkezleri benim için gizemli birer dünya olmuştur. Herkes tarafından bilinen, gidilecek yolları önceden belli yerler gördüğümde sanki bir şeyleri kopyalıyormuşum hissine kapılıyorum. Buda tüm isteğimi yok ediyor. Kıyıda köşede kalmış, kimsenin dokunmadığı tarihi mekanlar içimdeki heyecanı daha da çok arttırıyor.

page_60-horza

Dünyanın ilk tapınak merkezi Göbeklitepe’yi gördüğümdeki heyecanımı hatırlıyorum. Yeryüzüne yabancı, esrarengiz bir çekiciliği vardı. Sanki çağlar öncesinden uzaylılar gelip inşa etmiş, sonra terk edip gitmişlerdi. Kim bilir belki bunların hepsi çocukluğumuzda yatan Indiana Jones hayranlığındandır. Belki de çok fazla Tenten okumamdan kaynaklanıyordur. İşte bunlar yüzünden arkeolog olmak istemişimdir hep sessiz ve derinden.

“Hazar Gölü’nün Gizemli Batık Şehri” yazısını okumaya devam et

Şahinkaya | Surp Kevork Manastırı

Tarihi yerleri gezmeyi, fotoğraflamayı ve önünde oturup hayal kurmayı severim. Zamanında orada yaşamış insanları gözümün önünde canlandırır, onlarla aynı havayı solumaya çalışırım.  Eğer bir mahalleli canlanmışsa gözümün önünde; sessizce yanlarına yanaşır ve konuştuklarına kulak kesilirim. Sokaktan geçen seyyar satıcıları izler, top oynayan çocuklarla koştururum. İşte böyle bir ruh haliyle bu sefer bir manastırın önündeydim. Kapıdan giren öğrencileri izlerken, içeriden gelen ilahi sesleriyle artık başka bir dünyadaydım.  İçinde yaşadığım bu dünya, maalesef benim ruhumun bir parçasıydı. Onu buraya getiremezdim fakat yaşadığım mekanı sizlere sunabilirdim. Neresi mi? Surp Kevork Manastırı!

SAM_0513

Manastıra giden yolun üzerinde 1936 yılında yaptırılmış bir çeşmeyle karşılaşıyorsunuz. Çeşmenin kitabesi tahrip olsa da üzerindeki yazılar hâlâ okunabiliyor. Kitabenin sol üst köşesinde ay-yıldızlı motif bulunmakla birlikte; çeşmeyi yaptıranlardan birinin ismi, yapım yılı ve ufak bir yazı da okunabilecek durumda.

“Şahinkaya | Surp Kevork Manastırı” yazısını okumaya devam et