Hüseynik: Arta Kalanlar

Harput’un eteklerinde modernizmin etkisi altında kalmaktan kurtulmuş, medeniyetin salyası olan betonun nüfuz edemediği bir köy vardır. Taş döşeli dar sokaklarının ahşap konaklara çıktığı, asırlık ağaçlarının gökyüzünü bürüdüğü, bağlarıyla ve bahçeleriyle ünlü olan, eski adıyla Hüseynik, yeni adıyla Ulukent olarak bilinen bu köy Elazığ ve çevresinde nadir rastlanan ırzına geçilmemiş saklı bir diyardır. Geçmişten getirdiği sokak kültürünü, bahçe sefasını ve kerpiçten yapılmış dam kokularını halen daha bünyesinde barındırması alışık olmadığımız mistik bir havayı bizlere yaşatmaktadır.

Tarihten izler taşıyan böylesine güzel bir köyde geçmişi okumak çokta zor olmasa gerek. Anıları, hüzünleri, neşeleri ve inançları bugüne kadar taşıyan belli başlı yapılar vardır bu köyde. Bu yapılardan birisi de yıkılmaya terk edilmiş eski bir kilisedir. Bu kilisenin geçmişten izler taşıdığı aşikar, fakat, bir kaç işlemeli taştan başka geriye hiçbir şey kalmamıştır. Ne yazık ki, Elazığ’daki diğer kiliselerin yaşadığı kaderi bu kilisede yaşamış, makûs talihine boyun eğmiştir. Bazı kaynaklarda Hüseynik’te bir kilisenin bulunduğu ve adının da Surp Varvar olduğu yazmaktadır. Bu kilise hakkında tatmin edici bir kaynağa ulaşamadığımdan geçmişi ve ismi hakkında net olarak konuşmaktan da çekiniyorum açıkçası.

“Hüseynik: Arta Kalanlar” yazısını okumaya devam et

Reklamlar

Tarihten İzler: Hoca Hamamı

Hani demiştik ya; yüzlerce yıllık kiliselerin talan edildiği, hamamların içerisinde ayyaşların sabahladığı, yıkık camilerinin kitabelerinin söküldüğü bir yerdir Harput. Keşke bu kirli sözleri tekrar hatırlatacak yıkıcılığımız ve vurdumduymazlığımız olmasaydı. Keşke ecdadımızdan bizlere miras kalan camilerimizi, mescitlerimizi, hamamlarımızı ve ya kiliselerimizi koruyabilseydik. Maalesef bunu beceremedik. Beceremediğimiz gibi de yok etme yolunda çok ilerledik. Nerede bir cami orada bir harabe, nerede bir kilise orada bir kirli duvar yazısı bulduk. İşte bu sefer de tarihten izler taşıyan harabe bir yapının daha önündeyiz, Hoca Hamamı’ndayız.

20160510_161740

Hemen Harput’un girişinde, kahvehanelere gelmeden yolun beş metre aşağısındadır bu yapı. Her ne kadar tarihten izler taşısada harabe bir mekan olmaktan maalesef kurtulamamıştır. Oysaki kesme taştan yapılan bu eşsiz mimari Harput’un en güzel yapılarından birisidir. Eşsiz olmasının yanı sıra yarım asırlık bir geçmişi de bulunmaktadır. Mahalle diliyle Hoca Hamamı olarak anılsa da asıl ismi Hoca Hasan Hamamı’dır. Kim tarafından ve ne zaman yapıldığı ise tam olarak bilinmemektedir. Fakat klasik bir Osmanlı mimarisi olduğu aşikardır.

“Tarihten İzler: Hoca Hamamı” yazısını okumaya devam et

Harput | Kızıl Kilise

Birinci dereceden arkeolojik sit alanı içinde yer alan 19. yüzyıla ait tarihi Kızıl Kilise Harput mahallesinde bulunuyor. Mahalle diliyle Kızıl Kilise olarak anılan bu tarihi yapının bir diğer ismide Surp Garabed’tir.

20160510_165137

Kilise’nin yalnız Doğu duvarı günümüze kadar gelebilmiş. Kuzey ve Güney duvarları kısmen ayakta kalmasına rağmen Batı duvarı tamamen yıkılmış. Ne yazık ki Harput’taki diğer tarihi yapılar gibi bu tarihi kilisede Elazığ insanının yıkıcılığından nasibini fazlasıyla almış.

“Harput | Kızıl Kilise” yazısını okumaya devam et

Parçalanarak taşınan bir cami: Sungur Bey

Evet, yanlış duymadınız, taşları birer birer sökülerek yeri değiştirilen bir camiden söz ediyoruz. Tuncelinin Pertek ilçesinde bulunan Sungurbey Camii, Keban Baraj Gölü suları altında kalacağından dolayı, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Restorasyon Bölümü tarafından taşları tek tek numaralandırılarak sökülüyor ve Pertek ilçe merkezinde tekrar birleştirilerek ibadete açılıyor. Ne kadar enteresan değil mi ? Parçaladığın bir mimariyi tekrar birleştirmek bir hayli zor olsa gerek! Ancak bu zorluk burada bitmiyor. Size bu caminin bir ikizi olduğunu ve onunda parçalanarak Pertek ilçe merkezine taşındığını söylesem bana inanırmısınız bilmiyorum ama bence inanın! Çünkü bu caminin ismi Çelebi Ağa’dır ve oda halen daha ayaktadır.

NOVATEK CAMERA

Suyun altında kalmasını istemediğiniz ve bu kadar zahmetli bir taşıma işçiliğine mâl olan bir cami ne kadar önemli olabilir ki diye düşünebilirsiniz. İşte burada da o caminin tarihi söz konusudur.

“Parçalanarak taşınan bir cami: Sungur Bey” yazısını okumaya devam et

Kutsal Bir Mâbed: Venk Kilisesi

Elazığ’ın güneyine doğru bakılınca mahalli diliyle “Dujjik” adı verilen sivri bir tepe görünür. Bu tepeyi geçip 5-6 km gidilince ufak bir mezraya ulaşırsınız. Tadım Köyüne bağlı bu mezranın ismi Venk’tir. Mezranın alt tarafına düşen tarlaların içerisinde eski bir kilise bulunmaktadır. Oldukça harap bir halde bulunan bu kilise yarıya kadar toprağa gömülmüş bir vaziyette sizi karşılar.

20160722_085834

Kilise iki büyük odadan oluşmaktadır. Kilisenin batı kısmında olan giriş kapısından içeriye girdiğinizde ilk büyük oda ile karşılaşıyorsunuz. Bu büyük odanın üstü tonoz ile kapatılmıştır. Bu tonoz düzgün kesme taşlardan yapılmış olan dört adet silindirik sütun üzerine oturtulmuştur. Gerek silindirik sütunlar, gerekse sütunların üzerindeki bindirme taşlar oldukça görkemli gözükmektedir.

“Kutsal Bir Mâbed: Venk Kilisesi” yazısını okumaya devam et

Arta Kalan Mirasımız: Dabakhane Mescidi

Yüzlerce yıllık kiliselerin talan edildiği, hamamların içerisinde ayyaşların sabahladığı, yıkık camilerinin kitabelerinin söküldüğü bir yerdir Harput. Ecdadımızdan bizlere miras kalan camilerimizi ve medreselerimizi barındıran bu kadim şehir, ne yazık ki bakımsızlıktan ve sahipsizlikten harabe bir diyar olmaya terk edilmiş durumda. Bu tarihi kıyımda hiç şüphesiz, imkanı varken bu şehri mamur etmeyen Elazığ halkının payı da çok büyüktür.

Yöre insanının ilgisizliğinden ve yıkıcılığından payını alan tarihi Dabakhane Mescidi de, bu yapılardan sadece birisidir. Bu mescit, Harput Kalesi’nin kuzeyinde, dere yatağının hemen üst tarafında yer alıyor.

20160510_170022

Ermeni kaynaklı forumlarda ve internet sitelerinde yer alan eski Harput fotoğraflarında bu mescidi görmek mümkün. Süryani mahallesi olarak geçen bu fotoğrafta; Meryem Ana Kilisesi, Kızıl Kilise, Dabakhane Mescidi ve Kızıl Hamam bulunuyor.  Ayrıca, kale eteklerinden, dere yatağına kadar olan alanda birçok yerleşim yerinin bulunduğunu da bu fotoğrafta görebiliyoruz.

“Arta Kalan Mirasımız: Dabakhane Mescidi” yazısını okumaya devam et

Hüseynik’teki Tarihi Değirmen

Değirmenin arka manzarasını hakim bir tepede olan Harput Kalesi süslüyor. Bir zamanlar buğdayın taşlar arasında harmanlandığı bu değirmen şimdilerde ise bir harabe. İnsanların ilgisizliğinden kaderine terk edilmiş artık. Kimse sahip çıkmamış buraya. Manevi değeri olmayan bir yere kim sahip çıkar ki? Burası ne bir cami ne de bir kilise. Sadece taş yığını olan basit bir değirmen. Ancak, burada buğday öğütmüş bir yaşlı dedenin torunu gelecekte, burayı restore ettirecek. Tabi o ruha sahip ise. Gerçi restore ettirilecek bir yanı da kalmamış. Ne bir duvar var ne de bir taş. Sadece bir bacası kalmış ki, oda zar zor ayakta duruyor. İki, üç sene sonra o da ortadan kalkar ve burada yeller eser. Köy halkından başka kimse bilmez burada bir değirmen olduğundan.

20160509_175422

Denk gelirlerse bir yeşilçam filmi olan “Cemo” da görebilirler bu değirmeni. Baş rollerini Türkan Şoray ve Fikret Hakan’ın oynadığı bu filmde, değirmen sapa sağlam. Film 1970’li yıllarda çekilmiş. Bakıyorum da 40 sene içerisinde iyi çalışmışız. Taş üstünde taş bırakmamışız. Uçurmuşuz değirmenin kellesini. Öcümüzü almışız geçmişimizden ve anılarımızdan.

“Hüseynik’teki Tarihi Değirmen” yazısını okumaya devam et