Keban | Denizli Kervansarayı

Bu toprakta yatan hani babanın
Sarayına uğra ishak paşanın
Doğu Beyazıt ta eyle kervanın
Abdigor köfteden tatmadan gitme

Cevdet Altay’ın “Kervancı Başı”  isimli şiirinin birkaç dizeleri bunlar. Altay, bu dizeleri ile kervanların sadece yük taşıyan kafileler olmadığını, onların aynı zamanda uzak diyarlardan gelen birer gezgin olduklarından da bahsetmiş. Yoksa o kadar yolu sadece yük taşımak için geldiklerini mi sanıyordunuz?

Bildiğiniz gibi, kervanlar dağları aşıp, şehirleri geçerek, zorlu yollardan farklı diyarların mistik kokularını uzaklara taşıyorlar. Bu zorlu yollar aynı zamanda bilgelerin, orduların, fikirlerin, dinlerin ve kültürlerin de yolu oluyor. Sonu gelmeyen bu yollar üzerine de, kervanların dinlenmesi için kaleleri andıran devasa hanlar inşa ediliyor. İpek yolu üzerinde bulunan Denizli Kervansarayı da bu mâbetlerden sadece birisi.

Denizli Kervansarayı, bir diğer adıyla Makıt Han, Keban’nın Denizli köyünde bulunuyor. Kervansaray, IV. Murat tarafından Bağdat seferine çıkıldığı vakit yapılmış. Tarihi ipek yolu üzerinde bulunmasından dolayıda uzun süre önemini korumuş. Çok eski bir yapı olmasına rağmen yılların verdiği yorgunluktan yıkılmayan ama insanların ilgisizliğinden yalnızlığa terk edilen bu kervansaray; bir zamanlar develerle, atlarla yük taşıyan kervanlara ev sahipliği yapmış.

“Keban | Denizli Kervansarayı” yazısını okumaya devam et

Palu Kalesi’ndeki Urartu Kitabesi

Evliya Çelebi’nin ifadesi ile “Göğe baş uzatmış bir kale” olan Palu Kalesi, birçok medeniyetin izlerini taşıyor. Özellikle taş işçiliğinde ve mimaride çığır açan Urartu Krallığı bu medeniyetlerin başında geliyor. Şebeteria adı verilen eski Palu Kalesi’nde Urartu Dönemi’ne ait; kaya mezarları, tüneller, tapınaklar ve su sarnıçları günümüze kadar ulaşmış. Urartu Kralı Menua tarafından yaptırılan taş kitabe ise bu eserlerden en dikkat çekeni.

20160429_144524

Çivi yazısı ile yazılmış olan taş kitabe, Palu Kalesi’nin kuzeybatısında yer alan 3.40 metre x 1.50 metre boyutlarında ve 0.30 metre derinliğinde bir oyuk içerisinde iki bölümden oluşuyor. Taş yazıt Urartuların batı seferleri hakkında bize bilgi veriyor. M.Ö. 804 yılında Urartu Kralı Menua Fırat`ı geçmiş ve fetihlere başlayarak Palu`yu fethetmiş. Kitabede, Palu`nun adının “Şebeteria” olduğunu, Asurlular`ın elinde bulunan Alziyurdunu ele geçirdiğini, Şebeteria, Huzana ve Şupa`yı topraklarına kattığını, Şebeteria`da bir tapınak yaptırdığını, Meletia (Malatya) şehrini haraç vermek suretiyle anlaşma yaptığını açık bir şekilde anlatılmış. Bölgede bir başka örneğinin bulunmaması ve Van Kalesi’ndeki Urartu yazıtının tahrip olmasından dolayı okunamaması, bu taş yazıtı daha da önemli kılmış.

“Palu Kalesi’ndeki Urartu Kitabesi” yazısını okumaya devam et

Harput | Surp Hagop Kilisesi

Harput’un girişinde olan Şehroz Mahallesinin, yeni adıyla Kuyumcular Sitesinin alt tarafında bulunan Surp Hagop Kilisesinin sadece iki duvarı günümüze kadar gelebilmiş. Zamanında bu topraklarda beraber yaşadığımız Ermenilere ait olan bu kilisenin kitabesi bulunmadığından dolayı kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmiyor.

DSC_0145

Kilisenin eski şeklini hatırlatacak hiçbir emare kalmamış. Tamamen harap bir durumda. Kuzey ve güney duvarları kısmen sağlam denilebilir. Duvarlarda bulunan kolon izlerinden kilisenin çok katlı olduğu görülebiliyor. Hatta katlar arasında kullanılan kalın kalasların parçaları halen daha durmaktadır.  Etrafta, yıkılmış olan duvarlara ait taşların bulunmasının yanında, kilisenin içerisindeki birçok ağacı da görebilirsiniz.

“Harput | Surp Hagop Kilisesi” yazısını okumaya devam et

Hazar Gölü’nün Gizemli Batık Şehri

Çok az insanın bildiği antik şehirler, batık kentler ve tapınak merkezleri benim için gizemli birer dünya olmuştur. Dünyanın ilk ibadet merkezi Göbeklitepe’yi gördüğümdeki heyecanımı hatırlıyorum. Yeryüzüne yabancı, esrarengiz bir çekiciliği vardı. Sanki çağlar öncesinden uzaylılar gelip inşa etmiş, sonra terk edip gitmişlerdi. Kim bilir belki bunların hepsi çocukluğumuzda yatan Indiana Jones hayranlığındandır veya çok fazla Tenten okumamdan kaynaklanıyordur. İşte bunlar yüzünden hep arkeolog olmak istemişimdir sessizce ve derinden.

Hazar Gölü

Dört yıldır Elazığ’da üniversite öğrencisiyim. Elazığ’ın monotonluğundan bir nebze olsun kurtulabilmek için Hazar Gölü’nü mesken tutmuşluğum vardır. Martı sesleriyle uyandığınız bu göl kıyısında, söğüt ağaçlarının hışırtısı size huzur verir. Yine bir gün göl kıyısında kamp atmış, huzur içerisindeydim. Göl suları üzerinde her zaman gördüğüm ama hiçbir zaman merak etmediğim iki kalıntı bu sefer merakımı cezbetmişti. İçimi bu kalıntıların bizlerden sakladığı gizemler bürümüştü. Herkesin aklına gelen soru benim de aklıma gelmişti: “Acaba suyun altında neler gizliydi?”

“Hazar Gölü’nün Gizemli Batık Şehri” yazısını okumaya devam et

Arapgir | Tarihi Almasik Hamamı

Genellikle tarihi yerleri gezer, fotoğraflar ve onun hakkında bir kaç yazı okur ve sonra yoluma devam ederdim. Aynı monotonluk ile Arapgir’de ki tarihi Almasik Hamamını incelerken; “Niye buranın bir planı çıkarıp, kaynak oluşturmayayım ki?” gibi bir soru niyetlendi aklımda! Hemen kağıdı, kalemi elime alarak başladım hamamın planını çıkarmaya. Soğukluk kısımından başlayarak; ılıklık, usturalık, sıcaklık, sarnıç ve külhan odalarının konumlarını belirleyip, fotoğrafladım.

Bu hamam için o kadar fazla uğraşmaya niyetli değildim ta ki, nette Almasik Hamamını araştırdığımda çok az kaynağa denk gelene kadar. Hiç bir kaynakta buradan ayrıntılı bir şekilde bahsedilmemiş olması, yapacağım işin bir ilk oluşu beni daha da bir heyecanlandırıyordu. Ve bu hevesle başladım hamamlar hakkında yazılar okumaya, videolar seyretmeye, Arapgir’li köşe yazarlarına e-mail atmaya. İstediğim de oldu, elime bir çok kaynak geçti ve sonunda pekte profesyonel olmayan ama tarihi Almasik Hamamı  hakkında bir  kaynağa yer verilmiş oldu.

IMG_5031

Gelelim bizim hamama!

Mahalle sakinlerinden öğrendiğim kadarıyla, bir Ermeni mimarisi olan Almasik Hamamı, Arapgir’in güneyindeki Berenge Mahallesinde bulunuyor. Hamam; dere tabanına yakın, güney-kuzey istikametinde inşa edilmiş.

“Arapgir | Tarihi Almasik Hamamı” yazısını okumaya devam et

Şahinkaya | Surp Kevork Manastırı

Tarihi yerleri gezmeyi, fotoğraflamayı ve önünde oturup hayal kurmayı severim. Zamanında orada yaşamış insanları gözümün önünde canlandırır, onlarla aynı havayı solumaya çalışırım. Eğer bir mahalleli canlanmış ise gözümün önünde; sessizce yanlarına yanaşır ve konuştuklarına kulak kesilirim. Sokaktan geçen seyyar satıcıları izler, top oynayan çocuklarla koştururum. İşte böyle bir ruh hâli ile bu sefer bir manastırın önündeydim. Kapıdan giren öğrencileri izlerken, içeriden gelen ilahi sesleriyle artık başka bir dünyada idim. Bu huzur dolu yer neresi mi? Surp Kevork Manastırı!

SAM_0513

Surp Kevork Manastırı, eski adıyla Khulaküğ/Hulvenk yeni adıyla Şahinkaya olarak bilinen ufak bir köyde bulunuyor. Manastıra giden yol üzerinde 1936 yılında yapılmış bir çeşme sizi karşılıyor. Çeşmenin kitabesi tahrip olsa da üzerindeki yazılar halen daha okunabiliyor. Kitabenin sol üst köşesinde ay-yıldızlı motif bulunmakla birlikte; çeşmeyi yaptıran kişilerden birinin ismi, yapım yılı ve ufak bir yazı da okunabilecek durumda.

“Şahinkaya | Surp Kevork Manastırı” yazısını okumaya devam et