Hüseynik’ten Çıktım Şeher Yoluna

Hüseynik’ten çıktım şeher yoluna
Can ağrısı tesir etti koluma
Yaradanım merhamet et kuluna
Yazık oldu yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne…

Türküye sebep olan Telgrafçı Akif Bey’in, Harput’a çıkarken can verdiği “Şeher Yolu” hâlâ duruyor Hüseynik’te. Zengin kültürel ve tarihi birikimi yok olmaya yüz tutmuş Harput eteklerinde Hüseynik; yolları, çeşmeleri ve yüzyılın yorgunluğuna rağmen ayakta kalabilen tarihi evleri ile zamana direniyor.

Hüseynik aslen bir Ermeni köyüdür. Harput’a yakın olduğu için 19. yüzyıl başlarında Diyarbakır’dan gelen kervanların son konaklama yeridir. Adının anlamını “misafir kabul eden, misafiri çok olan yer” olarak açıklayan Mustafa Balaban anlatıyor resmi adına Ulukent denen Hüseynik’i: “Eskiden kervanlar Hüseynik’te şehir yolu denilen patika yoldan Harput’a çıkarlarmış. 19. yüzyılda burada yüz hane civarında insan yaşadığını biliyoruz, 20. yüzyıl başlarına gelindiğinde ise kendine has bir ekonomik döngü oluşuyor. Hüseynik’in kendi çarşıları, bağ ve bahçe kültürünün oluşturduğu bir geçimi var ve Harput’un entelektüellerinin bir kısmı da burada oturuyor. 19. yüzyılda Batılılar; Amerikalılar, Almanlar ve Fransızlar kolejler açınca, Hüseynik’teki aydın ve çocuklar da o okullardan eğitim alıyorlar. Harput’a giden yol güzergahında son molayı Hüseynik’te veriyor kervanlar. Burada insanların evinde kalabiliyor ve Harput’a gidip alışveriş yaptıktan sonra gelip yine aynı evlerin bahçelerinde dinleniyorlar. Sonra yine Diyarbekir’e veya geldikleri diğer çevre illere dönüyorlardı. Hüseynik’teki bu sosyal doku, 20. yüzyıl başlarına kadar devam ediyor. Ermeni ağırlıklı ama Müslümanların da olduğu, birlikte yaşam alanları oluşturdukları Osmanlı kent yerleşimine uygun bir dokusu var Hüseynik’in.”

“Hüseynik’ten Çıktım Şeher Yoluna” yazısını okumaya devam et