Güneydoğu: Diyarbakır, Mardin, Urfa, Antep


Anadolu’nun her an değişen mistik havası, her adım başında bir başka yanını, bir başka güzelliğini sunar size. Alışık olduğumuz beton çirkinliğinden olabildiğince uzak ve saftır. Özellikle mevsim ilkbaharsa; her rengi, her rengin değişen tonlarını, suyun mavisini, yeşilin canlılığını görmeniz kaçınılmaz bir olaydır.

SAM_4669
Elazığ, Sivrice

Gelin şimdi yeni sulara, yeni diyarlara ulaşmak için yollara düşelim. Yepyeni duygularla varlığımıza işleyen misafirperverliğimizi görelim. Tarih ve doğa ile harmanlanmış Güneydoğu’ya, Mezopotamya’ya doğru pedal çevirelim.

“Güneydoğu: Diyarbakır, Mardin, Urfa, Antep” yazısını okumaya devam et

Kış Notları – I

Hazar Gölü kıyısında kaderine terk edilmiş ahşap bir evin penceresinden gün batımını izliyordum. Hiçbir zaman aceleci olmayan güneş, ardında kızıl bir gökyüzü bırakarak batıyordu. Salonu güzel bir gün batımı ışığı doldurmuştu. Kızıl ışığı avuçlarıma alarak yüzümle ıslatıyordum. Sıcak bir ıslaklık yüzümdeki tüm zerrelerime kadar işliyordu. Zamansız yağmış yağmurun çürük tahtalar üzerine sinmiş mayhoş kokusunu içime çekiyordum. Göl kıyısı boyunca uzayıp giden söğüt ağaçlarını, bu kızıllı yeşil toprağı, sık ve çizgileri belirgin dağları seyrederken ruhumun hafiflediğini hissedebiliyordum. Güneşin ağırlığı toprağın üzerine yavaş yavaş çökmeye başlıyor ve soğukluk hızla artıyordu. Hiç olmamış gibi, hiç yaşanmamış gibi usulca terk ediyordu güneş gözlerimi. Loş tepelerin ufuktaki buğulu bakışlarını derin bir sessizlik kaplamıştı. Ölü gibi, kaskatı bir sessizlik. Uzaklardan gelen rüzgarın ürpertici uğultusu bu sessizliği bozmak istercesine isyan ediyordu. Bu isyanla yaklaşan her uğultu bir sızıya, sızı ise soğuk, sert ve kendinden müthiş emin bir belirsizliğe dönüşüyordu. Sonsuzluk gibi kötü bir hisle doluyordu içim.

Ağaçların dallarında artık kuş yerine kış, gün yerine güz vardı. Kayalar üzerinde yeşeren yosunları, gölün berrak suları altındaki cam kırıklarını ve hayale müsaade etmeyecek kadar paslı olan havanın ruha ne denli bir bıkkınlık verdiğini daha iyi anlıyordum. Buna dayanamayan gök, ansızın yerle bir oldu. Beyaz bulutlar kara toprağa karıştı. Gece usulca koptu. Dağınık, siyah bir gece yer altından fırlayarak göğe katran gibi yayıldı. Telvesi henüz çökmemiş, az pozlanmış bir karanlığın içerisinde göğe kondu ay. Puslu, mat bir ay. Hiç durmadan üşüyordum. Soğuk, berbat bir gece iliklerime kadar işliyordu. Vücudumda ürkütücü bir yanık hissi beliriyor, çatlamış parmak boğumlarından acı bir kan akıyor  ve göğüs kafesim nefes alamayacak kadar daralıyordu. Sanırım donuyordum ama buna rağmen mutluydum. Yıldızlarla dolu olan gökyüzüne açıyordum kendimi. Başka hiçbir yerde olmadığı, olmayacağı kadar ısınıyordum. Hissettiğim bu sıcaklık kuru bir su gibi zihnimde dalga dalga yayılıyordu. Geceye bir mutluluk zerresi bırakıyordum, kocaman, uzun, geniş bir geceye.

Tuşpa Günlüğü

Elazığ tren istasyonunda sabahın ilk ışıklarıyla beraber Van Gölü Ekspresi’ni bekliyordum. Trenin gelmesine yarım saat kalmasına rağmen ortalıkta alaca bir sessizlik hakimdi. Uzaklardan rüzgârın sesine karışıp gelen kumru uğultuları bu sessizliği bozuyordu. İç karartan bu havaya biraz olsun renk katabilmek için kumru uğultularına mırıldanarak eşlik ediyordum. Bir süre sonra bu sessizliğe hâli vaktinden memur olduğu anlaşılan; ütüsüz ceketli, dağınık saçlı bir adam katıldı. Belindeki telsizden ve elindeki dosyadan istasyon şefi olduğu anlaşılıyordu. Dağınık saçlarına ve şiş gözlerine bakılacak olursa yeni uyanmıştı. Üzerindeki uyku halini atmak istemiş olacaktı ki ceketinin cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal alarak aceleyle yaktı. Durmadan sigara içerek istasyon rıhtımını arşınlaması, trenin yaklaştığının göstergesiydi. Bir süre sonra da önce trenin sesi ve daha sonra ufukta kendisi gözüktü.

Büyük bir gürültüyle istasyona yanaşan bu eski tren maalesef bir yolcu treni değildi. Fakat istasyon şefi beni görmüş olacaktı ki hızlı adımlarla bana doğru gelerek, “Van’a gideceksen bu trene binmelisin!” demesiyle hayalimdeki tren yolculuğuna gölge düşürüyordu. Yola çıkmadan aklımda hep şu modern trenler vardı. Yumuşak koltuklu, prizi olan ve çok sallamayan trenlerden. Bindiğim tren eski olmasına rağmen geçmişi andırdığından dolayı hoş sayılırdı. Her ne kadar koltukları göt görmekten taş kesilmiş olsa da bazı yerleri gayet rahattı.

“Tuşpa Günlüğü” yazısını okumaya devam et

Kutsal Bir Mâbed: Venk Kilisesi

Elazığ’ın güneyine doğru bakılınca mahalli diliyle “Dujjik” adı verilen sivri bir tepe görünür. Bu tepeyi geçip 5-6 km gidilince ufak bir mezraya ulaşırsınız. Tadım Köyüne bağlı bu mezranın ismi Venk’tir. Mezranın alt tarafına düşen tarlaların içerisinde eski bir kilise bulunmaktadır. Oldukça harap bir halde bulunan bu kilise yarıya kadar toprağa gömülmüş bir vaziyette sizi karşılar.

20160722_085834

Kilise iki büyük odadan oluşmaktadır. Kilisenin batı kısmında olan giriş kapısından içeriye girdiğinizde ilk büyük oda ile karşılaşıyorsunuz. Bu büyük odanın üstü tonoz ile kapatılmıştır. Bu tonoz düzgün kesme taşlardan yapılmış olan dört adet silindirik sütun üzerine oturtulmuştur. Gerek silindirik sütunlar, gerekse sütunların üzerindeki bindirme taşlar oldukça görkemli gözükmektedir.

“Kutsal Bir Mâbed: Venk Kilisesi” yazısını okumaya devam et

Palu | Surp Lusavoriç Kilisesi

Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi Palu’da da birçok devletin hüküm sürdüğünü, ardında bıraktıkları izlerden anlayabilirsiniz. Bu devletlerin inançları doğrultusunda inşa ettikleri dini yapılar ise sayılamayacak kadar çoktur. Bu kadim şehirde yaşamış Ermeni ve Süryani vatandaşlarımızın dini vecibelerini yerlerine getirebilmeleri için birçok manastır ve kilise yaptıkları bilinmektedir. Bu yapılardan birisi ise, zamana ve insan tahribatına karşı halen daha ayakta duran Surp Lusaroviç Kilisesi’dir.

20160429_130458

Nitekim, Palu Belediye Başkanı Mehmet Sait Dağoğlu, Agos gazetesine verdiği bir röportajda kilisenin başına gelenleri şöyle anlatmış: “Ben küçükken oraya taş atmak ibadetti. Çocukluğumuzdan öyle hatırlıyoruz. Oraya taş atınca, cennete bir adım daha yaklaşmış oluyordun. Tahrip edildi. Daha sonra, tarihe ve kültüre en ufak bir saygısı olmayan define avcılarının hedefi haline geldi. “

Eski Palu’da Çarşıbaşı mahallesinde bulunan kilisenin kitabesi bulunmadığından, ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Bazı kaynaklarda Bizans döneminden kaldığı bahsedilse de, kesin bir bilgi verilemiyor.

“Palu | Surp Lusavoriç Kilisesi” yazısını okumaya devam et

Zeugma Mozaik Müzesi

Fırat’ın suları altında kalmış bir antik kentte ait olan bu mozaikler iki bin yıllık bir geçmişe sahip. Şehir halkının zenginliğinin ve gücünün simgesi olarak yaptırmış olduğu mozaikler, 1700 yıl sonra gün yüzüne çıkartılmış. Şu anda Gaziantep’te bulunan dünyanın en büyük ve en kapsamlı mozaik müzesinde sergileniyor.

IMG_4883

Müzeyi gezerken iki bin yıl öncesine doğru bir zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz. İçinizde tarif edilmesi güç duygular barındırarak bu gökkuşağı resimlerine büyülenerek bakıyorsunuz.

“Zeugma Mozaik Müzesi” yazısını okumaya devam et

Hazar Gölü’nün Gizemli Batık Şehri

Çok az insanın bildiği antik şehirler, batık kentler ve tapınak merkezleri benim için gizemli birer dünya olmuştur. Dünyanın ilk ibadet merkezi Göbeklitepe’yi gördüğümdeki heyecanımı hatırlıyorum. Yeryüzüne yabancı, esrarengiz bir çekiciliği vardı. Sanki çağlar öncesinden uzaylılar gelip inşa etmiş, sonra terk edip gitmişlerdi. Kim bilir belki bunların hepsi çocukluğumuzda yatan Indiana Jones hayranlığındandır veya çok fazla Tenten okumamdan kaynaklanıyordur. İşte bunlar yüzünden hep arkeolog olmak istemişimdir sessizce ve derinden.

Hazar Gölü

Dört yıldır Elazığ’da üniversite öğrencisiyim. Elazığ’ın monotonluğundan bir nebze olsun kurtulabilmek için Hazar Gölü’nü mesken tutmuşluğum vardır. Martı sesleriyle uyandığınız bu göl kıyısında, söğüt ağaçlarının hışırtısı size huzur verir. Yine bir gün göl kıyısında kamp atmış, huzur içerisindeydim. Göl suları üzerinde her zaman gördüğüm ama hiçbir zaman merak etmediğim iki kalıntı bu sefer merakımı cezbetmişti. İçimi bu kalıntıların bizlerden sakladığı gizemler bürümüştü. Herkesin aklına gelen soru benim de aklıma gelmişti: “Acaba suyun altında neler gizliydi?”

“Hazar Gölü’nün Gizemli Batık Şehri” yazısını okumaya devam et

Yeni Başlayanlar için Tur Bisikletçiliği | 5 temel soru!

Bu yazımda tur bisikletçiliğine yeni başlayanların merak ettikleri konuları ayrıntıya fazla girmeden cevaplamaya çalıştım. Umarım yararlı olur.

Rotamı nasıl hazırlamalıyım?

Turunuza anlam katacak şehirlerden geçmenizi tavsiye ederim. Ülkemizde görülmesi gereken birçok tarihi yapıt, ören yeri ve milli parklar var. Buraları görmeden o yerlerden geçmek anlamsız olacaktır değil mi? Mesela İç Anadolu’dan geçerken rotanızı Nevşehir’den geçirerek Kapadokya’yı gezebilirsiniz. Doğudaysanız Kars’tan geçerken Ani Harabeleri’ne, Van’dan geçerken de Akdamar Kilisesi’ne uğrayabilirsiniz.

10474615_10204043003825793_4365152544965384031_o

Ayrıca, turunuzun bir amacı olabilir. Her ne kadar farklı yerler görmek ve ya değişik kültürlerle tanışmak için yola çıksak da, turumuzu anlamlandıracak bir projeye imza atmak bize daha çok keyif verecektir.

21

Bu projeniz; antik kentleri fotoğraflamak olabilir. Belki de ileride fotoğraf sergisi bile açabilirsiniz.

“Yeni Başlayanlar için Tur Bisikletçiliği | 5 temel soru!” yazısını okumaya devam et