Palu Kalesi’ndeki Urartu Kitabesi

Evliya Çelebi’nin ifadesi ile “Göğe baş uzatmış bir kale” olan Palu Kalesi, birçok medeniyetin izlerini taşıyor. Özellikle taş işçiliğinde ve mimaride çığır açan Urartu Krallığı bu medeniyetlerin başında geliyor. Şebeteria adı verilen eski Palu Kalesi’nde Urartu Dönemi’ne ait; kaya mezarları, tüneller, tapınaklar ve su sarnıçları günümüze kadar ulaşmış. Urartu Kralı Menua tarafından yaptırılan taş kitabe ise bu eserlerden en dikkat çekeni.

20160429_144524

Çivi yazısı ile yazılmış olan taş kitabe, Palu Kalesi’nin kuzeybatısında yer alan 3.40 metre x 1.50 metre boyutlarında ve 0.30 metre derinliğinde bir oyuk içerisinde iki bölümden oluşuyor. Taş yazıt Urartuların batı seferleri hakkında bize bilgi veriyor. M.Ö. 804 yılında Urartu Kralı Menua Fırat`ı geçmiş ve fetihlere başlayarak Palu`yu fethetmiş. Kitabede, Palu`nun adının “Şebeteria” olduğunu, Asurlular`ın elinde bulunan Alziyurdunu ele geçirdiğini, Şebeteria, Huzana ve Şupa`yı topraklarına kattığını, Şebeteria`da bir tapınak yaptırdığını, Meletia (Malatya) şehrini haraç vermek suretiyle anlaşma yaptığını açık bir şekilde anlatılmış. Bölgede bir başka örneğinin bulunmaması ve Van Kalesi’ndeki Urartu yazıtının tahrip olmasından dolayı okunamaması, bu taş yazıtı daha da önemli kılmış.

“Palu Kalesi’ndeki Urartu Kitabesi” yazısını okumaya devam et

Kadim Şehir Palu

Elazığ çevresinde yaşayan bir tarihî ve o tarihi ayakta tutan kültürü araştırmak, incelemek benim için zevkli bir uğraş oldu. Her gittiğim köyden geçmişe ait birçok anı dinledim ve bu anıları özenle not edip, toplamaya çalıştım. Köyleri bir bir gezerek, ortada bulunan kültür varlıklarımızı görmek ve tanımak, daha da ötede bunları paylaşmak bana büyük bir zevk verdi. Hele ki bu yolculuk bir bisiklet ile olunca da tadı ayrı bir güzel oldu.

Fırat Üniversitesinin para politikasın bir kurbanı olarak yaz okuluna kalacağım netleşince, kafamda deli planlarda dönmeye başlamıştı.  Tüm yaz boyunca Elazığ’da olmam benim için bir fırsattı ve ben de bu fırsatı değerlendirecektim. Yukarı Fırat’ı tam anlamıyla gezecek, tarihi yerleri fotoğraflayacak ve buradan eli boş dönmeyecektim.

İlk durağım şu sözü duymam ile belli olmuştu:

“Türkiye mi daha büyük, Palu mu ?”

Ne kadar da iddialı bir sözdü bu! Bu söz boşuna söylenmemiş olsa gerekti değil mi? Vardır bu sözün altında bir sır diyerek Palu yollarına düştüm.

SAM_0844

Osmanlı döneminde doğunun sancağı olan Palu, kadim şehir sıfatını gerçekten hak ediyor. Murat Nehri kıyısına kurulmuş olan bu diyar, hem doğal güzelliği ile hem de tarihi ile dikkatleri üzerine çekiyordu.

SAM_0923

Dinlenmek için köy kahvehanesine oturdum. Aklımdaki soruların cevabını burada bulacağımdan emindim. Muhabbet potansiyeli yüksek bir ihtiyara yanaşarak alçak bir ses tonu ile, “Türkiye mi daha büyük, Palu mu?” sorusunu dillendiriyordum. Tabi bu sorum üzerine kahvehanede bir kahkaha ve içten içe gülümsemeler yayılıyordu. Belli ki beni yabancı görmüşlerdi ve bu sorum üzerine alışılmış olan cevapları dinlemem için gözlerimin içine bakıyorlardı.  “Kadim Şehir Palu” yazısını okumaya devam et